• 12 Ocak 2019, Cumartesi 10:58
NecdetMeşe

Necdet Meşe

ŞEHİT KARDEŞİME ÜÇÜNCÜ MEKTUP


Rahîm olan Allah’ın adıyla…

Benim güzel kardeşim,

Son mektubumun üzerinden seneler su gibi akıp geçti. Sen genç olarak göçüp gittin, biz ise hayatın seyl-i huruşanı önünde savrulup ömür tüketmedeyiz. Senden sonra hayat inanılmaz ölçüde değişti; dünya kapitalizmin yedeğinde en ücra köşesine kadar küresel bir köy haline dönüştü. O kadar ki, en uzağımızda olan, bir klavye tuşu kadar bize yakın, en yakınımızda olan, uçurumlar kadar bize uzak! İnançlar perişan, fikirler hercümerç, gelenekler zebun. Bu değişimden elbette Müslümanlar da payını aldı; konformizmin yedeğinde yaşam tarzları değişti, kutsal değerler bile alınıp satılabilen bir meta haline geldi. İnançlar yozlaştı, ahlak kirlendi, kutsal olan anlamını kaybetti.                                                                                                                     Düşün ki, mektubun bile anlamsız olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Oysa, birbirimize ne kadar içli, ne kadar edebi, ne kadar mesaj yüklü mektuplar yazardık. Sana daha umut dolu bir dünyadan bahsetmek isterdim, lakin umuda bile o kadar uzağız ki! Ben anlatayım, ötesine sen karar ver kardeşim.

Sen şehid olduğun dönemde imzası atılan “yeni dünya düzeni” ile; tek süper gücün hegemonyası altında küreselleşen bir dünyada yaşıyoruz artık. Amerika hemen sınırlarımızın dibinde, dünya tarihinde görülmemiş en zalim, en kirli savaş teknikleriyle neredeyse komşumuz oluverdi. Rusya ise eski Sovyet dönemlerinden uzak, değil süper güç olmak, pastadan pay kapmaya çalışan bir üçüncü unsur olma çabasında.

Bilsen, ülkemiz ne kadar değişti; görünürde Müslümanlara karşı yapılan 28 Şubat post modern darbesinin Müslümanlar üzerindeki büyük şokunu atlattıktan sonra, seküler/batıcı sistemle entegre olmayı gönüllü kabul ederek ülkeyi artık, bizler yönetir olduk. Üstelik yıllar boyu eleştirdiğimiz mevcut sisteme karşı en ufak bir rezerv koymadan, bir itiraz öne sürmeden, bütün kirliliğini de kabullenerek. Haliyle tam on altı yıldır iktidarın getirdiği imkan ve rehavetle; devlet nezdinde makamlar elde ettik, kazandık, kirlendik ve yozlaştık...

Evet, bizler çok değiştik; pozitivist/laik ahlakın hakim olduğu ülkede iktidar olduk, makam mansıp elde ettikçe zenginleştik ve zenginleştikçe şımarıp kirlendik. Arkanda bırakıp gittiğin tanıdıklarının o eski yoksunlukları, garibanlıkları, iş bilmezlikleri, yol-yordam bilmezlikleri kalmadı; kaybetmekten korktuğumuz makamlara, servetlere ve imkanlara hükmeder olduk. İktidar olduk ancak, “protestan ahlakı ve kapitalizm ruhu”nun üzerimize sinmesine engel olamadık.  O eski davalar, tevazular, bir lokma bir hırka söylemleri çok uzaklarda kaldı; şatafatlı bir şekilde yaşadığımız lüks ve konforlu hayat içerisinde davanın, tevazunun, alçak gönüllülüğün yeri yok. Bizi görsen tanıyamazsın artık sevgili kardeşim.

Senin o uzak ülkelerde yakından tanıdığın emperyal düşman artık sınırlarımızda, tam İslam dünyasının kalbinde. Irak ve Suriye Amerika tarafından fiilen işgal edildi, zulme ve katliama uğradı, yağmalandı. Müslümanların köyleri, şehirleri yok edildi, maddi ve tarihi birikimleri çalındı, haremgâhı çiğnendi, namusu paymal edildi. Bütün bunlar gözler önünde olup dururken, müslüman devletler sadece baka kaldılar! Hatta Amerika ile İran gibi açıktan, Suudi Arabistan gibi gizliden işbirliği yapanlar bile oldu. Türkiye ise İslam dünyasını parçalayıp yok etme planı olan “Büyük Ortadoğu Projesini”nin eş başkanlığını yıllarca yaptıktan sonra, tehlikenin ve oynanan oyunların geçte olsa farkına vardı. Tarih önünde nedamet getirip, bölgedeki emperyal güce rağmen derhal Suriye’ye müdahale etti. Yanlış anlama sakın, ülkemizdeki bütün Amerikan ve Nato üstleri duruyor, nezaket gösterip bir tekine bile henüz dokunmadık. Ancak emperyal düşman her zamanki gibi hiçte nazik değil, iki ülkede müslüman kanını su gibi akıtmaktan çekinmedi. Öyle bir hale geldi ki durum, artık müslümanların her gün birbirinin kanını dökmesini kanıksamaya başladık. Alçakça sahneye konulan bu emperyalist/siyonist oyunu çözemediğimiz için, hala müslüman kanı akmağa devam ediyor. Nerede duracağı da belli değil!..

Uğruna şehit düştüğün topraklara ise hala barış gelmedi şehidim! Afganistan bu sefer de, Rus işgali sırasında kuzu postuna bürünen Amerika tarafından işgal edildi, iktidara Amerikancı kukla bir hükümet atandı; her gün ölüm, her gün zulüm, her gün göz yaşıdır yaşanan... Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Afganistan üzerinden oynanan kirli oyunlara şahit olduk kardeşim. Meğer bütün siyasi taraflar bu kirli oyunun bir şekilde içinde imiş ayıkamadık. Samimi ve fedakar kurtuluş mücadelesi önderlerini zaten alçakça suikastlerle ortadan kaldırdılar. Önce Abdullah Azzam, ardından Ahmet Şah Mesut,  Burhaneddin Rabbani ve daha nice yiğitler...

Senaryo derin yazıldı, oyun büyük oynandı, taşlar katliam ve gözyaşı pahasına yerinden oynatıldı. Bizler en ciddi düşünce iklimlerinde maymuna bak oynarken, emperyalistler ve bölgedeki yerli işbirlikçileri ülkeyi bir baştan öbür başa fitneleriyle bir örümcek ağı gibi sardılar. Yetmedi, işgal ve zulümlerini bizim sınırlarımıza kadar taşıdılar. Yalnız onların senaryosu oynandı ne yazık ki, yalnız onların oyunu izlendi. Afgan halkının payına yine acılar düştü, bizim payımıza ise yıllardır kanayan bir yürek...

En acısı da muhterem kardeşim,

Afgan cihadının senin de bizzat içinde yaşadığın o muhteşem yılları geride kaldıktan sonra, senin gibi fisebilillah cihat eden ve bundan dünyevi hiçbir karşılık beklemeyen mücahitlerin temiz isimlerinin “terör” gibi iğrenç bir kavramla yan yana anılır olmasıydı. Son yıllarda farklı İslam ülkelerinden hicret ederek emperyalizme, işgale ve zulme uğramış müslümanlara destek vermek üzere canını, kanını ortaya koyan mücahitler için terör anlamı yüklenerek “cihatçı” tabiri kullanılır oldu. Üstelik içimizden çıktığını sandığımız birileri de, çıktıkları ekranlardan, gazete köşelerinden sizleri cihatçı suçlamasıyla şaibeli mahfillere ve dış odaklara jurnallemekten geri kalmadılar. Haksızlıklara/işgallere karşı direnme, zulümden kurtuluş mücadelesi anlamına gelen mübarek cihat kelimesini, terör gibi zulüm eken, dehşeti çağrıştıran bir kelimeyle eşleştirmekten çekinmediler.

Hulasa benim munis kardeşim,

Bu dönemde cihadın da, mücahidin de, zulmün de, müstaza’fın da tanımı değişti. Sadece emperyal/kapitalist dünya için değil, müslümanlar için dahi anlamı değişti, dönüştü artık. Müslüman entellektüelin zihninde cihad kavramı öyle ha deyince makul açıklaması yapılacak bir şey değil! Cihad gibi kutsal bir kavramı, terörle özdeşleştiren hastalıklı Batılı zihin dünyasına karşı güya söyleyecek sözü olmayanlar, Allahın açık ayetlerini eğip bükmekle meşgul! Sanki dünyayı kan gölüne çeviren Batılı emperyalistler değilmiş gibi, sanki zulüm ve haksızlıklar, savaş ve katliamlar ortadan kalkmış gibi... Aklıyla hareket ettikleri, değerlerini önemsedikleri Batı dünyasının, üç yüz yıldır zulüm, savaş ve katliamları dünyanın alnına insanlığın yegâne gerçekliği imiş gibi kazıdığını unutuyorlar. İslam dünyasının, Batının icraatları yüzünde kan gölüne döndüğünü ve bu çağda zulmün dibini bulduğunu unutuyorlar...

Elbette her türlü fesada ve kirli oyuna rağmen Allah nurunu tamamlayacaktır. Bize düşen İslam’a bütün gücümüzle sarılmak, onu can pahasına savunmaktır. Ve gelecek nesillerimizi yerel ve emperyal şer odaklarının fitne ve fesadından koruyacak her türlü insiyatifi alarak eğitmek ve korumaktır.

İslam’ın gölgesi altında, sen ve senin gibi şehitlerimiz bizim önümüzde birer ışık, evlatlarımız için birer idol ve gelecek nesiller için en güzel örneksiniz canım kardeşim. 

Nurlar içinde kal.

Kardeşin/Ocak 2019


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Mustafa içöz Mustafa içöz 12.01.2019 16:03

Kalemine,yüreğine sağlık abiciğim.

Zekeriya Kurt. Zekeriya Kurt. 13.01.2019 09:32

Değerli kardeşim duygu yüklü vebiokadarda dünyadaki çevrilen dolapları veciz bir ifadeyle anlattığınız için bu duyarlı davranisindan seni tebrik ediyorum.suan arzında merkezi olan kabeye bakarak yazını okudum.her şuuru Müslümanın içinde kopan fırtınalar esintisi banada hissettirdiğin icin ayrıca teşekür ederken bu kutsal mekandan sizlere ve bütün ummete dualarım eksik etmemeye gayret gösteriyorum. Rabbim yar ve yardımcımiz olsun . Mekkeden Kabeden herkese Duâ eder dua beklerim slm

yukarı çık