• 06 Mayıs 2019, Pazartesi 13:57
NecdetMeşe

Necdet Meşe

RAMAZAN GELİYOR: DİKKAT!

Ramazan-ı şerifi idrak etmek üzereyiz. Onun rahmet ve bereket ikliminde yıkanmak, müslüman bilinciyle muhasebe yapmak, “yeniden inanmak” herkese nasip olsun inşallah.

Ramazan maddi ve manevi kirlenmişlikten temizlenme, yaşanan bir yılın muhasebesini yapma ayıdır. Dolayısıyla bütün eylem ve söylemlerimiz bu hedefe yönelik olmalıdır. Bizi bu hedeften alıkoyacak, ramazanın ruhuna aykırı her türlü söz ve davranıştan uzak durmalıyız!

Bu noktada, ramazanın hedefine ve ruhuna aykırı, hatta doğrudan İslama aykırı birkaç hususa dikkatinizi çekmek isterim.

Malum, ramazan gelince her yanı bir “dindarlaşma rüzgârı” sarar. Bu mutena günlerde insanımız gerçekten biraz daha hassaslaşır, dini yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışırken her türlü dini bilgiye ve ilgiye açık hale gelir.

Halkın bu hassasiyetini bilen birçok hoca efendi piyasada ve medyada arzı endam etmeye başlar. Zaten, “hak sözü” söyleyen ve “sözün en güzeline” uyanlara bir diyeceğimiz yok, sözümüz Ramazanı şerifi boş lakırdılarla, hurafelerle geçirenlere.

Ramazan ayı hayır ve bereketle gelir gelmesine de, maalesef İslamı öğrenme ve öğretme, müslümanları uyarma noktasında aynı şeyi söylemek mümkün değil! Tam tersine tebliğ ve irşad konusunda ramazan ayı tam bir kaosa dönüşüyor. Kelli felli “din adamlarının”, cemaat ve tarikat önderlerinin, kariyer sahibi ilahiyat hocalarının öncülüğünde, Din adına adeta bir cehalet yarışı yaşanacak yine. Her kafadan farklı bir ses çıkacak; herkes İslama uymayan, Kur’ana aykırı fikirlerini milletin üstünde test edecek!

Cehalete batmış, hurafeye bulanmış, insanlığa bir faydası olmayan beyanlar “Din adına” pazarlanacak!

İçe dönük (kapalı devre) yapılan vaaz u nasihatler bir yana, medya eliyle Televizyon hocaları herkesi evinde hem de sahura kadar “en tehlikeli, en savruk ve en cahilane fikirleriyle” esir alacak yine!..

Burada hepsini tek tek ele alamayacağımız için, ana başlıklar halinde sıralamaya çalışalım;

* Uçan-kaçan evliya menkıbeleri ki, o destansı şahsiyetler gibi yaşamanın -bu çağda yahut başka çağda- asla imkânı yoktur.

* Her çeşit kutsal kılıfında, yüceltici, uçurucu hurafeler ki, insana kalıcı hiç bir hayrı öğretmez, bir değer katmaz.

* Uydurma Hadislerdir ki, müminlerin yükünü ağırlaştırmaktan başka işe yaramaz bir cür’etkârlık örneğidir.

* Daha 1 yıl öncesinde uydurulmuş bid’atler ki, her halukârda “dinin hakikatini” yok sayacak bir cesaretle üretilir.

* Ağlamaklı peygamber ve sahabe kıssalarıdır ki, onların çileli hayatının nedeni olan gerçek mesajı anlatmaktan çok uzak bir abartıyla sunulur.

* İnsana gereğinden fazla sorumluluk ve ağırlık yükleyen uydurma ibadetler (namazlar, zikirler, salavatlar, dualar vs.) ki, Kur’anda ve Sünnette bir karşılığı bulunmaz.

* “Altın vuruş” ile bu ayda, özellikle Kadir gecesinde tövbe ederek bütün günahlardan arınma gayreti ki, kesinlikle bu tür “günah çıkarma” tarzı İslam dinine aykırıdır.

* Teravihlerde ve Kandil gecelerinde kanal kanal, cami cami dolaşmak ki, ne yazık ki tövbe ve değişime işaret eden hakiki bir umudu içermez.

* Seyircilerin boş sorularına verilen boş cevaplardır ki, zamanı doldurmaktan, Dinin özünü ve hakikatini ıskalamaktan başka bir işe yaramaz.

Ekranlardan üstümüze bir ay boyunca boca edilecek bu “tuhaf din anlayışının”, şükür ki İslam Dini ile, Kur’anın ilahi mesajı ile bir ilgisi yoktur.

Böyle bir din anlayışı evden ocaktan ırak olsun diyelim, ancak bunlardan daha tehlikeli ve daha korkunç olan inanış ve düşüncelerin varlığına da dikkatinizi çekmek isterim! Her ramazanda ekranlardan evlere, mümin gönüllere transfer edilmesi sanki özel bir emre tabidir bu yıkıcı inanç ve fikirlerin. Bunlar hem şirk içermesi, hem Kur’ana ve Sünnete ekleme yapma çabaları sebebiyle acilen deşifre edilmeli, uzak durulmalı ve müslümanlar ısrarla uyarılmalıdır! Yukarda zikrettiğimiz maddeler her ne kadar hurafe, uydurma ve uç fikirler olsa da, bütün gereksizliğinin yanında şirk içermeyebilir, vahye eksiklik atfetme ve İslamı tamamlama iddiası taşımayabilir. Ancak bu zikredeceğimiz hususlar, sadece bu dönemde değil, gelecek dönemlerde de müslümanları saptıracak, inançlarını karalayacak ve kafaları karıştıracak potansiyele sahiptir.

Bu tehlikeli konular;

** Başta romantizm ve hümanizme boğulan tuhaf bir Din anlayışıdır. Batı düşüncesinin zorlamasıyla Kur’anın cihad, kısas, örtünme, kadının dövülmesi, kadının şahitliği ve mirası gibi -haşa- ağır olan hükümlerini güya yumuşatmayı hedefleyen bir söylemdir. İslama göre inancı sorunlu ve ameli bozuk her türlü insana mavi boncuk dağıtarak boş yere umut verirken, fıtratı icabı günaha meyilli insanı gereksiz yere yüceltmeye yeltenir. Hatta Ehli Kitabın dindar olanlarına bile cennetten bir pay verecek kadar da aşkın merhametli ve cömerttirler. O kadar ki, bu düşüncenin varacağı son nokta; İslamın varlığını aklen gereksiz kılacak bir anlayışı yerleştirmek olacaktır !

** Yine bu romantik ve humanistik bakıştan beslenen bir sapma ise “aşk” konusudur. Ramazanların değişmez ve tüketile tüketile bir türlü bitirilemeyen en bereketli konularından birisidir. Aşk konusu, insani çıkışlı olmakla birlikte öyle bir yerinden “ilahi aşka” dönüştürülür ki, otuz gün boyunca köpürte köpürte bitmez! İlahi aşk özellikle Mevlana Celaleddin ve Yunus Emre üzerinden öylesine ballandırarak anlatılır ki, dinleyenlerin ikna olmaması handiyse imkânsızdır. Bir ay boyunca İlahi aşk vaazlarına maruz kalan bir fani, bunun İmanın yedinci şartı olduğuna neredeyse kanaat getirir.

Oysa ne “aşk” kavramının, ne de “ilahi aşkın” İslam dininde bir yeri, kaynağı, delili yoktur! Tamamıyla zanna dayalı ve asırlar boyunca kendi literatürünü oluşturmuş uydurma bir bilgidir. Batı romantizmine ve humanizmine uygun olduğu için müslüman mahallesinde ısrarla pazarlanmakta, hatta neredeyse müstakil bir din olma yolunda ilerlemektedir.

** Bu “aşk dinine” elbette bir peygamber de -haşa- gereklidir. Üzerine “ilahi aşk” uydurmasıyla kutsallık sosu eklenen bu yeni dinin peygamberi Mevlana Celaleddini Rumi’dir. Yunus Emre de bir şair olarak Humanizme alet edilmesine rağmen, onun Divanı’nın Mesnevi kadar kutsiyeti(!) yoktur hocalar nazarında, haliyle hep ikinci planda kalır. Üstelik Yunus Divanı, Mesnevi kadar sapkın ve cüretkâr hikayeler de içermez. Ama her nasılsa ramazan boyunca iftar ve sahur programlarının yanı sıra, gündüz kuşağı programlarının bile vazgeçilmezidir Mevlana. Böylece medyada, ramazan ayının en gözde kitabı da Kur’andan sonra, Mevlana Celaleddin’in Mesnevi adlı eseri olur. İzleyici kitlesi Mevlana’nın hayatı, Şemsi Tebrizi ile olan meşkuk ilişkisi ve Mesnevi’den yapılan çarpıcı alıntılar/hikayeler karşısında adeta büyülenir. Mesnevi’nin önsözünde de yazıldığı gibi adeta “vahiymiş” gibi yapılır alıntılar. Mevlana’dan adeta peygambermiş gibi hürmetle bahsedilir. Yapılan yıkıcı propagandaya rağmen; İslam literatüründe olmayan aşk/ilahi aşk kavramıyla yüceltilen Mevlana ve Mesnevi’si İslama aykırı birçok fikir/hikaye ile maluldür. Bunların pazarlanması ne İslamı yüceltir, ne müslümanlara şeref kazandırır. Tersine, müslümanların inancını iğdiş ederken sadece gayrı müslimlere ve dine mesafeli kesimlere Mevlana’nın sapkın İslam anlayışı üzerinden “tuhaf bir din anlayışı”nı pazarlar. Günümüz müslümanlarının inançlarını sabote ederken, gelecek nesillerin din anlayışını da “humanizm” etkisinde şekillendirecek bir popülarite kazandırılır.

** Ramazanda bir de “aracılar kültü” pazarlanır ki, ne yandan bakılsa şirk unsurları içerir. Fani kulların “şeyh/gavs/kutup/evliya” adıyla, güya Allah nezdinde edindikleri değerden (endad) dolayı insanların kurtuluşu için -haşa- aracı olması durumudur. İslam inancıyla zerre örtüşmeyen bu kült, “seçkin şahsiyetler/evliyaullah” menkıbeleri üzerinden ekranlardan servis edilir. Allah’a sıfatları üzerinden ortak koşma iddiasında olan “aracılar kültü”; günahları bağışlama gücüyle bir tür kilisevari “günah çıkarma” ritüeli içerirken, diğer yandan bağlılarına cenneti garanti ederek ortaçağ hristiyanlığındaki “endüljans (cennet tapusu)” sapkınlığını diriltme iddiasındadır! Sorsan, “amacının hakka hizmet olduğu” söylenecek bu anlayışlar İslama tamamıyla aykırı, Kur’an ile taban tabana zıttır. Ne yazık ki, İslami ilimlere sahip hocaların, ilahiyatçıların ağzından işitildiği için, hiçbir eleştiriye tabi olmayan bu sapkın anlayışlar müslümanların inancına zarar vermektedir.

** Diğer dinleri meşrulaştırma çabası da hız kazanır ramazanda. Bir yandan Ehli Kitap adı altında hristiyanlık ve yahudilik aklanmaya çalışılırken, diğer yandan uzak doğu dinlerini pazarlamaya çalışanlar da vardır. İbrahim dinler kavramıyla “aramızda bir olan söze gelin” ayetiyle “dinler arası diyalog” anlayışının Fetö şahsında nerelere geldiği herkesin malumudur. “Tanrı her yerdedir” sözünden hareketle, sinsi bir şekilde uzak doğu dinlerini meşrulaştırmak için tatlı diliyle ekranlardan zehrini kusanlara da dikkat etmek gerekir.

Amacımız müslümanları ramazan vesilesiyle bir kez daha uyarmak, kendilerini saran tehlikeye karşı dikkatlerini çekmektir! Hakiki İslamı analatan, Kur’an ayetlerini eğip bükmeden sözünü söyleyen hocalara, ilahiyatçılara ve kanallara sözümüz yoktur, onlara ve çalışanlarına selam olsun.

Ancak Allah’ın dinini ve ayetlerini çarpıtarak kendi hevasına uydurmaya çalışanlara, yeni bir din ihdas edenlere ve bu sapkınlıkları ekranlardan halkın üstüne boca edenlere de mahşer gününü hatırlatmak görevimiz! Aldıkları veballerin altında ezilecekleri o “din gününde” bir kurtarıcıları olmayacak!..


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ıErdal Kılıç ıErdal Kılıç 06.05.2019 18:49

Kıymetli hocam, Allah razı olsun; ilmine bereket olsun. Yazılarını dikkatle ve keyifle takip ediyorum. Gönül zenginliğini ve ortak derdimizi naif ve berrak ifadelerle anlaşılır kılman büyük bir nezaket örneğidir. Çok teşekkür ederim. Hayırlı Ramazanlar dilerim. Kardeşin...

Ekrem meşe Ekrem meşe 07.05.2019 02:33

Allah razı olsun

yukarı çık