• 11 Aralık 2018, Salı 11:44
MustafaTayfur

Mustafa Tayfur

‘Dengesiz’, dünyaya hükümran olmaz!

Zamanın behrinde zikri bile geçmeyen bir varlık olan insan, en büyük sınavını bilinirliğini sağlama, farkını ortaya koyma iştihasını makulde tutma çabası yolunda verir. Kabul etmemiz gerekir ki çok azı başarılı olur bu zor sınavda. İnsanın toplumsal rolünü (statüsünü değil), değerini belirleyen bu çaba sırasında ortaya koyduğu performanstır kanaatimce.  

Şeytanın iğvası sonucu hevesle yöneldiği ölümsüzlük ağacından belki tadamamıştır insanoğlu ama meyvenin kokusu ruhuna sinivermiştir bir kere. Aklının bir köşesinde hep kalmıştır ölümsüzlük duygusu ve müstağnilik arayışına yol vermiştir.

İnsan bünyesinde bilkuvve var olan bilinme arzusu her fırsatta fiile dönüşme eğilimindedir. En azından fiillerdeki niyet/amacın belirlenmesinde ciddi bir etkiye sahiptir. Bu anlamıyla makul denge marjının sınırlarının dışına taştığında kişiyi kontrolü altına alarak ‘tagutlaştırır’. 

Esasen bilinme isteği fıtridir. Aynı zamanda hayatın devinimi ve dinamizmini sağlayan temel dürtülerden biridir. Dengelendiğinde saadeti, serazat bırakıldığında felaketi doğurur. Sosyal hayatın alacağı şekli belirleyen, bilinme arzusunu dengede tutanlar ile ölçüyü kaçıranlar arasındaki ilişkidir. İki tarafın da çok katmanlı bir yelpazeye sahip olduğunu belirtmeye gerek var mıdır acaba?

Bilinme arzusunu dengede tutamayanlar egosantrik bir izlekte bireysel fayda yolunu tutar. Bu gruptakiler için sosyal fayda düşüncesi değersiz bir yanılsamadır. Daha doğrusu kendilerinin tebarüz etmediği hiç bir ‘önemin’ kıymeti yoktur. Dünya onların etrafında döner. Bu tipler içinde bulundukları ortamı, yapıyı, düşünce sistemini çabucak idealize ederler. Farklı bir zemine taşındıklarında eskisini şeytanlaştırmakta asla zorlanmazlar.

Kuran’da ifade edildiği üzere yapmadıklarıyla övülmek isteyenler zümresi bu duygunun menfi kullanımına tipik bir örnektir. Firavun figürü, insanın bilinme iştihasına sınır koymadığında ilahlaşma sürecine girişinin sembolü olarak gene Kuran-ı Kerim’de gösterilir.

Bilinme arzusunu dengede tutabilenler şahsi menfaat ile ictimai maslahatı umumi faydanın lehine meczederler. Kişisel menfaatlerini göz ardı etmezler ama toplumsal faydaya zarar vermemesine de özen gösterirler. Hayalleri vardır ama diğer hayallerle aynı atmosferi paylaştıklarının ayrımındadırlar. İnandıkları değer peşinde giderken kendileri için bir statü arayışında olmazlar.

Kamuya yararlı fiiller, gelenekler, müesseseler ebedi düşmanı şeytanın Adem karşısındaki afili isyanından etkilenmiş nefsini dizginleyebilen bu kişiler tarafından ortaya konabilir ancak. 

Bilinmeyi arzulamayan ya da göze alamayanlar, fıtratı törpülenmiş araftaki yığınlara, dolayısıyla bilinmeyi arzulayanların iki kanadının arasında onların rüzgaralarına göre savrulan değersiz yapraklara dönüşür. Tarih boyunca en kalabalık kesimi oluşturan ‘yığınlar’dan bahsediyoruz burada. Yığınlar için iyi ya da kötü nitelemesini yapmak lükstür. Çünkü onlar renksiz nötr kalabalıklardır. Onlara rengini veren bilinme duygusunu dengede tutabilenlerle tutamayanlar arasındaki mücadelede girdikleri etkileşim alanıdır. Hangi tarafın etkisi altına girerlerse ona göre şekillenir ve onun adına bir güce dönüşürler.

Bu nedenle dengeliler ile dengesizlerin değişik enstrüman ve yöntemlerle kitleye yöneldiğini görürüz. Dengeliler kitlelere ‘davet-ikna’ yöntemini kullanarak yönelirken, dengesizlerin ‘propaganda-ikna’ yöntemini kullandığını fark ediyoruz. Aslında kullandıkları yöntemler iki tarafın karakterini net bir biçimde deşifre ediyor. Dengeliler insanları belli bir değer skalasında tutmaya özen gösterirken, dengesizler onları kendi çıkarlarını realize etme yolunda kullanışlı birer piyon olarak görür.

Tarihin bir çok evresinde olduğu gibi modern zamanları da dengesizler domine ediyor. Her dinin, ideolojinin, sektin, yaklaşımın dengesizleri… Bundan dolayı zulmün her türlüsünün yaygınlaştığına ve yaşamın kaotik bir hüviyete büründüğüne şahit oluyoruz. Çünkü zulüm dengesizlik demekti.

Bu bağlamda İslamcı dengesizleri mevzu bahis etmekte yarar var. Çünkü insanlığın tek çıkış imkanı olan saadet çağrısının ete kemiğe bürünmesinin önünde ciddi bir engel olarak duruyor bu dengesizler. Tuttukları köşebaşlarında peşlerine taktıklarıyla çok farklı, renkli, öznel tecrübeler sunuyorlar bize. Dijital iletişim devriminin ardından peşine takılı kimse olmasa da tuttuğu köşebaşından sesini yükselten öznel tecrübesine çağıran azımsanamayacak sayıdaki dengesizi de bu listeye ekleyebiliyoruz. 

Burada kilit ifade köşebaşı tutma ifadesidir. Yoksa söz söylemek, yeni fikirler öne sürmek gerekli altyapıyı kuran herkesin hakkıdır ve kimsenin inhisarında değildir. Köşebaşı tutmaktan kasıt; görünürde yer tutup, bilinirliği sağlayacak sesler çıkarmaktır. Konuşmak demedim, dikkat çekmiştir. Her mevsim her gün her saat, rüzgara güneşe bulutlara göre laflar üretip kendi varlığının altını çizme gayretkeşliğindedir bu güruh. 

Her günün sonunda tanrısal bir haklılık sanrısıyla tatmin olur, Rabbin muradının şifresini bilen yekta kaynak olarak konumlandırır kendini dengesiz.

İslamcılığın kavramsal zeminini hoyratça ve usulsüz kullanan dengesizler, iştihalarının kör ettiği vicdanlarıyla nasıl bir tahribat ordusu oluşturduklarının farkında değillerdir elbette. İslamcı dengesizlerin ortak özelliği cüz’iyyatı külliyata tebdil eylemektir. El attığı küçük bir unsuru bütünün ifadesi haline getirerek ‘idolojileştirir’ dengesiz. Akabinde ‘ürünü’ne iltifat etmeyenleri türlü çeşit kem sıfatlarla mahkum eder. Değer merkezli tavır alıyormuş görüntüsünün ardında aslında kendi/lerini görünür kılan zeminin tahkim ve teksir edilmesi endişesi vardır.

Bir usule istinat etmediği için dengesizin dinsel, siyasal, ekonomik vs. anlamlarda ilişki-ittifak kümesi seyyaliyet arzeder. Usulün ademi parçacı, seçmeci bir vizyonu ve sonuç alıcı fast-çıkarımsal bir tavrı tevlit eder. 

Dengesiz kimi zaman islam tarihine malolmuş bir şahsiyeti öne sürerek bilinir olmanın malzemesine döndürür. Kimi zaman zaman bir kavram kabarta kabarta ufkumuzu onunla kaplayarak, kavramın vasisi olarak (!) bilinirliğini sağlayıverir.

Dengesizlerin önemli bir özelliği de disiplinden pek hazzetmemeleridir. Bir bölümü okumayı, kitap devirmeyi, tecessüsü çok sever ama belli bir ilmi düzen-hiyerarşi izleğinde yürümekten pek hazzetmez. Aslında haksız da sayılmazlar, çünkü yaratıcı onlara özel bir akıl vermiştir. Her şeyi çözmüştür ama kavmi ne kadar az aklediyordur…

Dengesizlerin ihtilafı rahmeti doğurmuyor aksine kaosun, anarşinin kaynağı oluyor. Çünkü bilinme isteğinin dengesini kaçırdıklarından odaklandıkları temel referans ve hassasiyet noktaları egolarıdır.

Geleceği değerlerimiz doğrusunda şekillendirmek gibi bir hedefimiz var ise vasat ümmet olmanın gereği olarak hayatımızı bir dengeye, mizana oturtmak, ölçüde tartıda adil davranmak, cemaat-fert dengemizi yenilemek, hepsinden önemlisi kullukta içkin olan dengeleyici izzeti kuşanmak durumundayız.

Bu konu burada bu kadarcık lafla bitmez, bir şeyler daha söylemek gerekecek gibi...


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Halim Ayyıldız Halim Ayyıldız 10.01.2019 12:45

Nice adamlar gördüm dengesiz, nice dengeliler gördüm adam değil !

M.Akif Karagül M.Akif Karagül 17.01.2019 12:58

"El attığı küçük bir unsuru bütünün ifadesi haline getirerek ‘ideolojileştirir’ dengesiz." Yazınızdaki en can alıcı noktalardan bir tanesi bu cümledeki "ideolojileştirme" eylemi bence. Zira insan bir fikri, bir görüşü, bir kanaati, bir yorumu ideolojileştirdiği zaman o ideolojinin çekim alnına girer. Üstad Cemil Meriç'in harika tespitiyle "İdeolojiler insanlara giydirilmiş deli gömlekleridir !" İdeolojinin etkisinde kalan insan sizin de belirttiğiniz gibi bütünü parçaya kurban eder. Dolayısıyla kontrol insanda olmalı...Dengeyi sağlamanın ve denge üzere kalmanın en emin ve en kestirme yolu budur bence...

Osman Yumrukaya Osman Yumrukaya 11.02.2019 10:29

bilmek istiyorum yalnız doğruları, bilinmek istiyorum yalnız doğrularla, bilinsin istiyorum yalnız doğrular... doğrusu da bu, biliyorum...

metin coşkun metin coşkun 21.02.2019 12:20

Yine orjinal bir konu, yine harika bir üslup, yine muhteşem bir derinlik, yine mükemmel bir fikri zemin... Bu takdirimdir... Konuyu çok dağıtmışsınız. Bu makaleden farklı konuların işlendiği üç-beş tane başka makale çıkabilirdi, yani bizi biraz yordunuz üstat... Bu da eleştirimdir... Umarım yorumumda denge üzere olabilmişimdir. Hürmetler...

yukarı çık