• 26 Haziran 2018, Salı 11:12
Mahmut Yeşilyurt

Mahmut Yeşilyurt

Seçim Sonrası Ekonomi

Türkiye önemli bir seçimi geride bıraktı. Bir sonraki seçime kadar yani Mart 2019 yılında yapılacak yerel seçimlere kadar önümüzde 8 ay gibi bir süre var. Bu süreyi ülke olarak çok iyi değerlendirmeliyiz. Seçimden çıkmış olmanın ekonomiye getirdiği ek yükleri ve mali yapıya verdiği hasarı ve alınacak tedbirleri düşünürken, gelmekte olan yerel yönetim seçimlerini de hükümet/başkanlık hesap etmek zorunda kalacak. Bu durum ekonomide sert tedbirler alınmasında en önemli sorundur aynı zamanda.

Seçimden yeni çıktığımız bu günlerde yürütmenin önünde iki ana konu durmaktadır;

- Yeni devlet yapılanması çerçevesinde ekonomi politikalarının yeni döneme uygun hale getirilmesi,

- Yerli/yabancı iş dünyasına güven verecek ekonomi yönetimin oluşturulması...

Günümüzde yaşanan ekonomik sorunlar.
Hali hazırda yaşanan/var olan sorunlara kısaca değinmek gerekirse, ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz;

Enflasyon oranının yüksekliği (yüzde 15)
İşsizlik oranı (özellikle genç işsizlik oranı yüzde 17 )
Cari işlemler açığı ( 57,07 milyar dolar)
Özel sektörün yüksek borç stoku ( 300 milyar dolar civarında)
Mali disiplinden uzaklaşma (seçimlerin oluşturduğu mali yükler, ilave harcamalar)
Ana başlıklarını yazığımız bu beş konu yürütmenin önündeki en önemli sorunlardır.

Türkiye cari işlemler açığını Ak Parti hükümetleri döneminde yurt dışından gelen sermaye hareketleri ile bu güne kadar finanse etmiştir. Son dönemlerde yaşanan sermeye girişindeki yavaşlama mali krizleri de beraberinde getirmektedir. Neredeyse doğrudan ülkemize giren sermaye konut sektörü ile sınırlı hale gelmiştir. O alana dikkatli baktığımızda da çoğunlukla Ortadoğu kökenli olduğunu görmekteyiz.

Ülkemize giren sermayeyi verimli kullandığımız söylenemez, bu sermayeyi üretim ekonomisi ile değerlendirmiş olsaydık şimdilerde karşılaştığımız kur sorunu ve TL’nin değer kaybı bu boyutta olmazdı.

Ne yapmalı?

Tekrar doğrudan sermaye hareketlerinin ülkemize girmesini istiyorsak yeni bir güven dalgası/ortamı tesis etmeliyiz, sermayeyi ürküten hareketlere son vermeliyiz. İlk adımlardan biri hukuki altyapımızın düzenlemeliyiz, seçim ortamlarında da dile getirilen OHAL bir an önce kaldırılmalıdır. Standart, stabil hukuk ve adaletin olmadığı yere sermaye akını olmaz, faizleri son bir-iki ayda 5 puan artırmamıza rağmen sermaye girişinin istenen seviyede olmaması bunun göstergelerindendir.

Gönül kendi yağımızla kavrulan, dışarıdan borç almadan yürüyen bir ekonomimizin olması, ama yeterli sermaye derinliğine sahip değiliz. Bu nedenle çevremizdeki ülkelerden başlayarak, Euro bölgesi başta olmak üzere yeni bir güven dalgası oluşturmaya ve ihracat seferberliğine ihtiyacımız var.

Ürettiğimizden daha fazlasını tükettiğimiz sürece döviz açığı ile karşılaşmamız mukadderdir. Petrol ve doğalgaz üreten bir ülke olmadığımızdan cari açığa neden olan enerji kalemlerini ithal etmek durumundayız. Fakat Çin, Hindistan başta olmak üzere ithalat-ihracat dengesinde açık verdiğimiz ülkelerden ithal ettiğimiz ürünlerin yerli üretimini gerçekleştirecek planlama ve teşvikleri devreye almalıyız. İthalatı önleyici kalemlerden başlayarak yeni bir üretim planlaması ve atmosferine ihtiyacımız var.  Türkiye’yi cari açıktan, işsizlikten vs kurtaracak üretim ekonomisi ve ihracattır, başkası değil. Devlet tüm üretim üslerini, sanayi bölgelerini, iş üreten siteleri harekete geçirecek adımlar atmalı, sanayiciyi her anlamda motive ederek ihracatı artırmanın yollarını bulmalıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık