• 04 Ekim 2018, Perşembe 10:58
CeylaniAkkoyun

Ceylani Akkoyun

Herkes Uzman

Farklı toplumlar incelendiğinde değişik karakteristik yapılarla karşılaşırız.  Bu yapıları; coğrafi şartlar, inançlar, töreler gibi etkenler oluştururlar. Farkı etkilerden dolayı her toplumsal yapının avantajları ve dezavantajları oluşur. Monarjik yönetimlerde;  insanlar yönetimsel sorunlarla çok ilgili değilken cumhuriyet yönetimlerinde daha etkin rol alırlar veya aldıklarını zannederler.

Her yönetim biçiminin tarihsel tecrübeleri olduğu için, toplumlar aynı sorunlara farklı çözüm yollarını iç dinamikleriyle öğrenirler. Her toplumun başarısı veya başarısızlığı kullandığı argümanın vasfıyla alakalıdır. Monarşilerde danışmanların kalitesi, cumhuriyet yönetimlerinde meclisin ve bürokratların kalitesi sonuçları doğrudan etkilerler.

Kendisini yenilemede başarısız kalmış, geleneğini reddetmiş ama büyüklük iddiasından vazgeçemeyen toplumlarda durum içler acısıdır. Ne başkaları gibi olabilirler, ne de kendi dinamiklerinden bir şeyler üretebilirler. Sistem denilen yapı; kim tutarsa elinde kalan, biraz monarşi, biraz cumhuriyet derlemesi, konuşan herkesin uzman olduğu yapılara dönüşürler.  İşlerin teoride sorumluları olmasına rağmen, uzmanlar çaresizdir. Çünkü ehliyet sahibi olarak yükselmedikleri halde, olmak için de çaba sarf etmezler. Tutunabilme şehvetleri uzman olmalarının önündeki en büyük engeldir.

Hal böyle olunca işleri kim yapacak?

Tabi ki herkes. Bu tarz sistem yoksunu sosyolojilerde herkes her şeyi bilir. Ama bildiklerini icra makamında değil kahvelerde yaparlar. Veya enstitü kuraralar. Adı biraz afilli. Bağlantısız çözüm merkezi olurlar. Sorunlar; kişilerin nev-i şahsına münhasır tanımlanır, çözümler kişilere göre belirlenir. Kişiye özel Devlet İşlerini Çözme Derneği  kurarlar. Tabela asarlar. Tabelanın içerisine giren çıkan varsa, giriş çıkış resimleriyle faaliyet raporu hazırlarlar. Soruna çözüm başlığı ile bir yerlere iletilmişse; o sorun çözülmüş demektir.

Biraz abartı denilebilir.  Bireylerin etkilendikleri sorunlara çözüm aramasını küçümsemiyorum. Hiçbir şeyin olmadığı durumlarda, çözümün parçası ben olmalıyım mantığı ile, el yordamı ile, elbette bir şeyler yapabilirler. Belirli bir dönem için faydalı da olabilir. Örneğin seksenli yıllardaki dindarlaşma süreci böyle bir süreçtir. Terzimiz, köftecimiz, mühendisimiz İslam alimlerinin, önderlerinin fonksiyonlarını icra ettiler uzunca bir dönem.

Neden?

İslam alimi diyebileceğimiz insan sayısının yokluğu, uzunca bir fetret döneminden gelişimiz, bu abilerimizin varlığını elzem hale getirdi.  O abilerin semeri olarak geldiğimiz nokta, seksenli yıllara nispetle ve bu işin sorumluluğu bende olmalı diyen abilerin ufkunu, bilgisini fazlasıyla aşar hale geldi.

Bireylerin bir çok konuya çözüm üretebilme cesareti; var olanın çaresizliği ile alakalı ise de  sorumluları zorlamak kişisel çözümler üretmekten iyidir. Bu cesaret toplumsal sorunlarda, kurumsal hafızanın oluşmasına engel teşkil ederler. 

Örneğin; eğitim-öğretim sorunumuz var. bu sorunun çözümüne devlet iki milyon insan, üç yüz yıl zaman ayırmış, hala başarısız veya istenilen düzeyde değil. Hal böyle olunca, seksenli yıllardaki dindarlaşma öncüsü abiler; eğitim-öğretim bizim işimiz diyorlar. Devletin, din işleri gibi, eğitim-öğretimi de bilerek geri plana ittiğini varsayıyorlar. Çocukları, torunları, muhatap oldukları her hangi bir metottan etkilenerek genele çözüm önermeye kalkıyorlar.

Halbuki son dönem Osmanlı da dahil her iktidarın birincil projesi eğitim işinin çözülmesi üzerinedir. Burada, kamusal eğitimle spesifik ihtiyaçların karşılığını ayrı değerlendirmek gerekebilir. Kamusal eğitimi başarmış olmamıza rağmen (devletin beklentisine göre) spesifik eğitim alanında, ülkeyi rekabet edebilir hale getirecek, başarısızlığımız ortadadır. Fakat on binlerce eğitimcinin başaramadığı konulara, heyecan üzerinden çözüm ürettiğini vehmetmek yeni bataklıklar kurmak anlamına gelir.

Dinsel eğitimdeki başarısızlığımız kastediliyorsa; liberalin, dinlinin, dinsizin ortaklaşa yönettiği bir yapı üzerinden çözmeye çalışmak ta  haksızlık olur. Devlet -bu yapısıyla- her inanca, mezhebe ortak mesafede durmak zorundadır. Yönetenlerin biraz mahalleden olması, kendi sorunlarımıza onun üzerinden çözüm beklemeyi gerektirmemeli. Ki din eğitimi meselesi; sadece bizim için değil tüm dünya için temel sorunlardan bir tanesidir. Dinsel metinleri okuyan / ezberleyen insan yetiştirmekle dini yaşatan insan yetiştirmek çok farklı şeyler.

Eğitim öğretim işinin yığınlarca parametresinden bir kaçına vakıf olmak, sorunun tamamına çözüm üretebilme kabiliyetimizin varlığını vehmetmemeli. Meselenin küresel, coğrafi, dinsel, felsefi yığınlarca etkeni varken, kişisel ve dar kapsamlı deneyselcilikle çözümlemeler geliştirmek, herkesin uzman olduğu toplumlarda mümkündür.

Uzatmadan. Her meseleye uzman olmak doğru bir yaklaşım tarzı değil. Bu durum toplumun önüne aşılmaz setler örer. Bilgi kırıntılarımızın var olması; problemlerin efkârını cami, ağyarını mani çözümüne katkı sağlamaz. 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık