• 13 Şubat 2019, Çarşamba 10:29
CengizCantürk

Cengiz Cantürk

İbrahim Ateş ya da Adam Olmak

İmam-Hatip’te öğrenciyken henüz ortaokulda dersimize girdiğinde, birçoğu kendisini ‘dava adamı’ olarak tanımlayan ve hamaset yüklü konuşmalarla ‘imam-hatip nesli’ni yeniden fethe çağıran meslek dersi hocalarının aksine, öğrencilerine hiçbir zaman ülkeyi, ümmeti kurtaracak insanlar gözüyle bakmadı İbrahim Ateş. İlerleyen yıllarda bizi adam yerine koymalarının nedeninin, her birimizi çabucak büyütmek, böylece bir an önce haddimizi bildirmek, hizaya çekmek olduğunu anladığımız hocalar gibi ‘büyük adam olun’ dediğini duymadım, hatta ‘adam olun’ dediğini dahi hatırlamıyorum.

Birkaç yıl sonra lise sıralarında artık ‘adamlığımızdan’ iyiden iyiye emin olduğumuz ve en fetihçi halimizle, gücümüzün yettiği, merhametinden emin olduğumuz her hocaya yaptığımız gibi, onun dersini de fethetmeye ya da en hafifinden ‘kaynatmaya’ başladık. Tam o günlerde, ders esnasına yine böyle hareketli bir anda hocaya yakalanmışken, hiçbir şey söylemeden göz ucuyla ‘sen de mi büyüdün’ dercesine bana bakışı hala hafızamdadır. Ve o anda, bu şekilde büyümekle ne kadar utanılacak bir hal aldığımı, hocanın neden hep ortaokul sıralarındaki gibi çocuk olarak kalmamızı istediğini anladım. Ve yine, fiziksel olarak büyümekle ruhen olgunlaşmanın aynı hızla gitmediğini, benlik idraki ve iradi farkındalık olmaksızın fiziki büyümenin nasıl utanılası bir durum olduğunu, asıl fethetmemiz gereken yerin ruhumuzun derinliklerinde olduğu gerçeğini, ilk gençlik yıllarımda hocadan aldığım bu dersle öğrendim.

İstanbul’un kenar mahallesi diyebileceğimiz bir semtinde, devletin imam-hatiplere üvey evlat muamelesi yaptığı o yıllarda, eli sopalı idarecilerden ve kültür hocalarının bazısının sürgün olarak gönderildiklerini bizzat ifade ettikleri bu okulda, hayalleri ‘devlet dersinde defalarca öldürülmüş’ şekilde büyümüş gençler olarak, artık ‘büyük adam’ olamayacağımızı anlamış, ama sonrasında nasıl olduysa ulvi bir uyanışla ‘ su, ateş ve toprağı yeniden, aşk ve ölümü yeniden' yorumlamıştık. Lise yıllarında bu halde ‘mücahitlik’ hayalleri kurarken, yanlış hatırlamıyorsam tefsir ve fıkıh derslerimize girmişti İbrahim Ateş. Hoca’nın islami ilimlerde ortalamanın epey üzerinde bilgi sahibi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak, belki de ilmi anlamda bizi en çok tatmin edebilecek zamanda, ‘idrakimize giydirilen deli gömleği’, ideolojik bakış açısı yüzünden hocadan hakkıyla istifade edemedik. O bize fıkıh usulü anlatıyordu, biz buna dudak büküp sıra altlarından ‘darul harp fıkhı’ okuyor, tefsir dersinde Seyyid Kutup ya da Mevdudi’ye atıfta bulunmayan herşeyi ‘tevhidi değil’ diye reddediyorduk. Tüm bunları gören ve uyarılarının işe yaramayacağını bilen İbrahim Hoca, bizim olanca fütursuzluğumuza, toyluğumuza rağmen vakarını bozmuyor, düşüncelerimize katılmasa da kimseyi kırıp dökmeden dersini anlatmaya çalışıyordu.

Anlaşılacağı üzere ‘onlar vurdu, biz büyüdük’ diyebileceğimiz tarzda bir hoca değildi İbrahim Ateş. Başkaları gibi not defterini silah gibi kullanmaz, imtihanlarında kopya çekilmesin diye polisiye tedbirlere başvurmazdı. Biz de disipline vermeyeceğinden emin olsak bile kopya çekmezdik, o halde yüzüne bakmaktan utanacağımız bir hocanın olması içten içe hepimizi memnun ederdi. Yedi yıllık okul hayatım boyunca birine kaba davrandığını, elini kaldırdığını görmedim. Her birimize 12 eylül askeri darbesi mesafesinde olan, o zamanki siyasi iklimin ruhuna uygun, ülkeyi ya da okulu yöneten her türlü otoriter idareye karşı, tabiri caizse Nemrut’un gazabından çekinen benim gibiler için sığınılası, adeta ‘yakmayan bir ateş’ gibiydi İbrahim Ateş. Sanılanın aksine hoca ile doğrudan bir diyaloğumuz ya da bu yönde bir beklentim de olmadı. Şimdi düşündüğümde, belki o çocukluk-ergenlik hallerimde ‘ibrahim ve ateş’ kelimelerinin doğru insanın şahsında yeniden vücut bulması ve tesadüfi olmadığına inandığım bu durum karşısında, biraz fantastik, biraz postmodern yorumlama üzerine böyle bir düşünce bende hasıl olmuş olabilir.

Bazı insanlar belki de sizin için sadece bir ‘duruş’tan ibarettir, asıl sevdiğiniz o duruştur. O kişi ailenizden biri olabilir, arkadaşınız ya da hocanız olabilir. İbrahim Ateşin böye biri olduğu konusunda sanırım onu tanıyan herkes hemfikir olacaktır. Ders dışında pek konuştuğumuzu, vakit geçirdiğimizi hatırlamıyorum. Ne ben okulun gözde öğrencisiydim, ne o en popüler hocasıydı. Okul yıllarında ya da sonrasında bir etkinlikte, toplantıda, konferansta da karşılaşmadık. Hani şu her yıl mezunlar derneği olarak yaptığımız, istisnasız en büyük ilginin okul yıllarında öğrencilere en çok çektiren hocalarda olduğu, etrafındaki kalabalığın ‘hocam Allah razı olsun nasıl da sırtımızda sandalyeyi kırmıştınız’, ‘ah o saçımıza tren yolu yaptığınız gün yok mu’, nasıl da sınıfta bırakmıştınız, nasıl da okuldan atmıştınız’, dediğimiz ve ancak biz ihl camiasına özgü, başkalarının hiç mi hiç anlamayacağı muhabbetlerle dolu mezunlar pikniğinde ya da pilav günlerinde de kendisine rastlamadım.

Birkaç yıl önceydi sanırım, okulda bir iftar programı sırasında İbrahim Hocayı gördüm. Mezuniyetimden çeyrek asrı aşan bir süre geçmesine, bu tür programlarda hocalara pek gözükmemeye çalışan biri olmama rağmen, üzerimde hakkı olduğuna inandığım bir iki hocadan biri olan İbrahim hocayı görünce hiç düşünmeden masasına oturdum, bir süre sohbet ettik. Öyle ki, hayatımda ilk kez bir hocayla yanyana çekilmiş bir fotoğrafımın bulunmasını istedim, sağ olsun kırmadı. Her zamanki gibi mütebessim çehresi ve karşısındakine değer veren, samimi haliyle, artık neredeyse unuttuğumuz ya da sayları iyice azalan adamlardan olan İbrahim Ateş’ten, son bir kez daha ‘adam nasıl olunur’ dersinin son versiyonunu fotoğraflamak için buna değerdi. Bu fotoğraf odur.

(Geçtiğimiz günlerde emekli olduğu haberini okuduğumda yazmaya karar verdiğim bu yazı vesilesiyle, İbrahim Ateş’e emeklilik yıllarının hayırlar getirmesini, kendisine Allah’tan sağlık ve sıhhat dolu uzun ömürler diliyorum.)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Cevdet DEMİR Cevdet DEMİR 13.02.2019 12:25

Harika bir yazı, duygularımıza tercüman olmuşsun, kalemine sağlık. Rabbim İbrahim Ateş hocama da sağlıklı, bereketli bir ömür nasip etsin inşaallah sevdikleriyle birlikte.

Coşkun Coşkun 13.02.2019 13:46

Evine gidilebilen, dini konularda gerçekçi yorumlar ve yönlendirme yapan nadirattan İbrahim Hoca....

Ali Çetin Ali Çetin 13.02.2019 16:14

İbrahim ve ateş yada yakmayan ateş güzel bir benzetme olmuş tebrikler

Fatih Özcan Fatih Özcan 13.02.2019 23:31

Anlamlı ve güzel bir yazı sayenizde bizde hocamızı tanımış olduk.Bizlere ders yerine böyle gerçek olayları anlatarak ders ve ibret almamıza vesile oluyorsunuz.Allah sizlerden razı olsun.

edip edip 15.02.2019 09:33

Teşekkürler Hocam, Teşekkürler Cengiz

İbrahim ATEŞ İbrahim ATEŞ 18.02.2019 00:45

Cengiz Kardeşim, samimi değerlendirmelerin için çok teşekkür ederim. Allah razı olsun ve kalemine güç versin. Yorumlarda bulunan değerli öğrenci ve dostlarıma da şükranlarımı sunarım.

yukarı çık