• 20 Aralık 2018, Perşembe 13:35
CengizCantürk

Cengiz Cantürk

Fatih Portakal Cemiyeti

Her şey Fatih Çarşamba civarında, kerameti kendinden menkul bir şeyh efendinin sosyal medyada yayınlanan bir videosuyla başladı.

Cemaatine yönelik haftalık sohbetinde şeyh efendi, sohbetin ortalarına doğru 'her kim ki bir yakını ölür, onun cenaze namazına katılır ve sonrasında portakal meyvesi yerse, ona yediği her portakalın bin misli sevap yazılır' mealindeki (uydurma olduğu her halinden belli olan) bu rivayeti hadis diye aktarıyor ve orada bulunanlardan biri de bu görüntüleri kaydedip video oynatma sitesinde yayınlıyor.

Ratingi dolayısıyla reklam geliri yüksek şeyh efendinin bu videosu her zaman olduğu gibi yine binlerce kez izleniyor. Aslında daha önce de medyada konu olan 'ateşe dayanıklı kefen, abdest aldıran musluk, zekat verdiren cüzdan, hacca götüren ayakkabı' kullanan, bu meselelere ziyadesiyle hevesli müridan için bu portakal rivayeti en fazla diğerleri kadar dikkate şayan bir durum arzediyor.

Ne var ki, memleketimizde her daim varlığından zerre şüphe duymadığımız, o uyanık ticari kafa burada da karşımıza çıkıyor. Tesadüfi bir şekilde de olsa bu videoyu ve tabi portakal rivayetini izlerken, o an şark kurnazının kafasında şimşekler çakıyor. Ertesi gün Fatih Camii'nin avlusuna en yakın bir yerde portakal tezgahını kuruyor ve her öğlen istisnasız cenaze namazı kılınan bu avluda namazın bitmesini bekliyor. Hoca efendinin videosunda bahsi geçen portakallarla kuşatılmış avluda bir anda kendini tezgahın önünde bulan cemaat, uyanık satıcının 'bir tanesinde bin sevap var' diye hatırlatıp, anons ettiği bir kamyon portakalı kısa sürede tüketiyor.

Tabi bu karlı ve bir o kadar uhrevi ticaret burada kalmıyor. Kısa sürede tüm ülke sathındaki mahalle, hatta köy camilerine kadar yayılıyor. Öyle ki artık nerede bir cenaze namazı kılınsa, orada namaz sonrası birkaç kamyon portakal satılmış oluyor.

Tahmin edeceğiniz üzere bu cenaze törenleri sonrası portakal sektörü o kadar büyüyor ki, kısa sürede kurumsal bir hal alması kaçınılmaz oluyor. Zaman zaman var olan karmaşıklığı ortadan kaldırmak ve teşkilatlarına maddi kazançtan pay sağlamak için camii dernekleri, din görevlileri ve ilgili teşkilatlar Fatih 'te 'Fatih Portakal Cemiyeti' (FPC) adında bir dernek kuruyorlar. Yasal statü de kazanan dernek ülke çapında kısa sürede şubeleşiyor. Zamanla ürün çeşitliliği artıyor, cemiyet devletten aldığı destek ve halktan aldığı kabul sayesinde kendi yararına ve FPC adıyla portakal suyu, portakallı reçel, pekmez, kola, parfüm, çamaşır suyu, deterjan, tekstil ürünlerine varıncaya kadar FPC markalı portakallı ürünlerin üretimi için fabrikalar açarak adeta bu alanda tek söz sahibi oluyor. Öyle ki bir ramazan ayında bütün devlet erkanının katıldığı bir törenle tam 1500 kişinin çalıştığı 20 katlı yeni dernek merkezi, onursal başkan şehy efendinin duası ve taze sıkılmış portakal suları eşliğinde açılıyor. Bu törende sanayi ve teknoloji bakanı, portakal suyu ile çalışacak ve ismi FPC olan yerli bir otomobilin birkaç yıl içerisinde üretime hazır hale geleceğini müjdeliyor.

Aradan aylar geçiyor, Fatih Portakal Cemiyeti büyük bir hızla teşkilatlanmasını ülke genelinde tamamladıktan sonra, sıra bu başarılı projenin yurtdışı ayağının oluşturulmasına geliyor. Doğrudan başkanlığa bağlı olarak, devlet eliyle yürütülen bu projede, oluşturulacak yurtdışı temsilciliklerine iyi eğitilmiş, yabancı dil bilen ve portakal konusunda en az beş yıl tecrübeli adaylar, binlerce kişi arasından sınavla ve pek tabi mülakatla seçiliyor. Cemiyet, kısa, orta ve uzun vadeli programlar planlanıp 2023'ün dünyada portakal yılı ilan edilmesi için gereken çalışmaların yapılması, Washington Portakalı gibi rakiplerin baskılamasına karşı kamuoyu oluşturulması gibi çalışmalara ivedilikle başlanması, gerekirse bir portakal bakanlığı kurulmasını karara bağlıyor. Ayrıca Antalya Film Festivalinde öteden beriye verilmekte olan altın portakal ödüllerinin adının 'otomatik portakal ödülleri' olarak değiştirildiği, bu yıldan itibaren 'altın portakal' adıyla ödül vermeye sadece Fatih Portakal Cemiyetinin yetkili olduğunu hükme bağlıyor.

Ülke kalkınma hamlesini bakanın ifadesi ile ‘turuncu petrol’ yani portakal suyu ile yaparken, bütün ülke gerçek anlamdaki bu ‘turuncu devrim’e sahip çıkarken, kuşkusuz bu durumdan rahatsız olanlar da vardır. Dış güçler…Aslında pek sayılmaz, yine de ‘turuncu devrime dış güçlerin etkisi ve yerli işbirlikçiler’ başlıklı bir yazıyı ilerleyen günlerde yazmak üzere bu kısmı şimdilik geçiyorum.

Bu durumdan rahatsız olanların başında, Ortadoğu ve Balkanların en büyük portakal ve portakal ürünleri üreticisi ihracat şampiyonu ‘Tevhit Portakal’ firmasının sahibi Ahmet Bey gelmektedir. Başından beri gelişmelerden rahatsız olan Ahmet bey, kendi ifadesi ile ‘kimin kurduğu bile belli olmayan akla ziyan bir cemiyet’in portakal üzerinden elde ettiği ülke çapındaki bu saygınlığının ve ekonomik gücünün büyüklüğünden şaşkın haldedir. FPC yüzünden yedi kuşaktır devam eden işleri bozulmuş, önce tarladaki portakalı üreticiye daha iyi para ödeyen FPC ye kaptırmış, Çin’den portakal ithal etmek zorunda kalmış ama ithal portakal hem maliyetli hem de lezzet olarak geride kalınca üretimini kısmak zorunda kalmıştır. Süreç içinde kendisi gibi diğer üreticilerin de aynı durumda olması nedeniye sektördeki durumun vehametini anlatan raporları devlet yetkililerine sunduysa da, bütün bu girişimleri başarısız olmuştur.

Ahmet bey, yaşanan durum karşısında artık bitmeye ramak kalan işlerini kurtarmak için son çare olarak bir eylem planı hazırlamaya karar verir. Bir anda geçmişini hatırlar, Fatih civarında büyümüştür, girmediği ortam tanımadığı cemaat yoktur. Üniversiteyi birkaç yüz metre ileride Beyazıt kampüste okumuştur. Sokakların, meydanların dilini iyi bilir, dünya ve ülke Müslümanlarının hiçbir meselesi yoktur ki Beyazıt meydanında, Fatih camiinde haykırılmamış olsun. Her ne olduysa son 20 yılda meydanlar suskundur, birkaç yıl önce bir kahvaltıda buluştukları dönem arkadaşlarıyla bu konu gündeme gelmiş, ‘herşeyi halleden bizden bir hükümet’ varken artık böyle şeylere gerek olmadığını, bu zamanda bağırma çağırmanın bozgunculuk anlamına geleceği ortak kanaatine kendisinin de iştirak ettiğini hatırlamıştır.

Ama bugün yaşadıkları karşısında farklı düşünmektedir. Uydurma rivayetlerle din sömürüsü yapan dini bir gurup ve bunun öncülüğünde gerçekleşen devlet destekli popülist politikalarla oluşturulmuş bir yapı kendi sonunu hazırlamıştır. Geçmişte sessiz kaldığı, görmezden geldiği ilkelerine aykırı da olsa kendisine dokumayacağını düşündüğü her ne varsa buna sebep olmuştur.

Önce Fatih civarında beraber büyüdüğü, cemaat evlerinde kaldığı ve üniversitede omuz omuza mücadele ettiği arkadaşlarını bulur. Çoğunluğu bugün bürokraside, belediyelerde, bakanlıklarda ve özel şirketlerde üst düzey yönetici olan dava arkadaşlarına uğradığı haksızlığın sadece kendisine olan ekonomik etkisini değil, toplumsal olarak bu tür bir iş görme biçiminin ülkeye verdiği zararı, kendi yaşadığının sadece küçük bir örnek olduğunu anlatır. Arkadaşları kendisine hak verir, bu durumdan kendilerinin de rahatsız olduklarını, çevrelerinde yaşadıkları örneklerle ona anlatırlar. Ancak hemen hepsi bir cuma namazı sonrası devletin gözbebeği FPC genel merkezinin hemen önünde, Fatih Camii avlusunda böyle bir protesto eyleminin devlete karşı bir görüntü olarak algılanabileceğini, işin sonunda devlet destekli turuncu devrime karşı olmak gibi sonu ‘vatan hainliği’ ile bitebilecek bir yargılanma sürecine gidebileceğini, bu nedenle eyleme katılamayacaklarını söylerler.

Ahmet Bey, bunun son derece masum bir eylem olduğunu, tek amacının anayasal hak olan gösteri ve toplanma hakkını gerçekleştirmek olduğunu hatta bu konuda 2001 yılında AB reformlarına uyum yasaları çerçevesinde "Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” diye başlayan Anayasa’nın 34. maddesinin devamındaki sınırlamaların dahi devlet eliyle kaldırıldığını anlatır. Dersine iyi çalışmış olan Ahmet Bey, bugünkü siyasi iktidarın geldiği siyasi geleneğin gerek 12 Eylül’e de gerekçe olan on binlerce insanın katıldığı Konya mitinginde, gerekse 94 yılında Bosna savaşında Sırpların kimyasal saldırısının tv’lerde duyurulması ile birlikte RP öncülüğünde Taksim meydanında bir anda 1 milyonu aşkın insanı toplandığını, bunun sonrasında dönemin hükümetinin ve dahi devletin kendi partilerine karşı ne kadar şiddetli bir yol izlediğini, kendisini en iyi bunları yaşamış siyasi iktidarın anlayacağını ve başına hiçbir şey gelmeyeceğini söyleyerek arkadaşlarının yanından ayrılır.

Ahmet Bey kararlıydı, tek başına da kalsa, eline hiçbir şey geçmese de bu eylemi en azından onuru için yapacaktı. Son bir çare aklına Oflu Mustafa geldi. 20 yıldır görmediği lise arkadaşı, onu daha ortaokul yıllarında Beyazıt Meydanına ilk götüren kişiydi. O yıllarda Cağaloğlu, Beyazıt, Fatih üçgeninde onsuz bir eylem olmadığını hemen herkes bilirdi. Mustafa’ya bakmasını bilen, gözlerinden Afgan Cihadını, Bosna’yı, Keşmir’i, Filistin’i, Suriye’yi hasılı bütün mazlum islam coğrafyasını bugün dahi okuyabilir. Ahmet Bey’de öyle yaptı. Küçükköy’de bir atölyede buldu onu. Gözlerine baktı, ilk sözü ‘Mustafa, yarın benimle Fatih Camiinde eyleme gelir misin’ oldu. Lise yıllarından kalma bir coşkuyla Allahuekber! dedi Oflu. 'Ne eylemi, kim düzenliyor, sonrasında ne olacak' felan diye sormadı, ‘gelirim elbet, 20 yıldır pas tuttuk’ dedi sadece.

Ahmet Bey, Mustafa’nın etrafında her zaman ilgilendiği Müslüman gençler olduğunu bilirdi, eyleme mutlaka onları da götürecekti yanında. Laf arasında yıllarca beraber olduğu ve hala öyle olduğunu sandığı arkadaşlarını kastederek ‘imha ekibi de geliyor mu yarın’ dedi. ‘Onlar ihyacı oldu’ biz hala Seyyid Kutupçuyuz ‘dedi şakayla. Kurumsal olarak kimseyle görüşmüyor, hiçbir toplantıya gitmiyormuş. Burada mahalle esnafı ve gençlerinden oluşan bir kesimle sohbet halkaları oluşturmuş onlarla devam ediyormuş. Yarın onlarda gelecekmiş.

Sıcak ve nemli bir Cuma günüydü. Fatih Camii avlusu her zamanki gibi kalabalıktı. Camiden ilk çıkan genç kalabalık doğruca artık bütün cami avlularında kurumsal hizmet veren FPC satış mağazasına hücum edip, cemiyetin merakla beklenen yeni ürünü FPC kola için sıraya girmişti ki, tam o sırada avlunun sol tarafında bir uğultu yükselmeye başladı. Sayıları 40-50 kişiyi ancak bulan Oflu Mustafa’nın ekibine, Ahmet Bey’in yanında getirdiği 20-30 kadar mağdur esnafın eklenmesiyle oluşan en fazla yüz kişilik bir eylemci gurubu vardı. Ahmet Bey cebinden çıkardığı protesto metninden henüz birkaç cümle okumaya başlamıştı ki, bu 'haddini bilmeyen' kişi sayıları onlardan çok daha fazla olan güvenlik görevlileri tarafından ağzı kapatılarak, 'ensesi patlatılarak' bir araca bindirildi. Eylemin konusu hakkında bir bilgileri olmayan, doğrusu bunu çok da umursamayan Oflu ve ekibi, tıpkı 20 yıl öncesinde olduğu gibi ABD ve İsrail bayraklarını yakarak başladıkları eylemlerini polisin tüm engellemelerine rağmen planladıkları gibi Afganistan’dan Filistin’e, Iraktan Suriye’ye selam çakarak başarıyla bitirdiler. Daha sonra basında ‘dış güçlerin kışkırtması, kaos çıkarmak’ gibi ifadelerle anılacak olan bu sıradışı ve cesur gösteri, son 15-20 yılda Müslümanların herhangi bir konu hakkındaki itirazlarını siyasi iktidara rağmen sözlü olarak gerçekleştirdikleri tek eylem olarak tarihe geçmiştir. Bütün Müslümanlar olarak ne kadar övünsek azdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Necati HALİLOĞLU Necati HALİLOĞLU 20.12.2018 20:13

Çok teşekkür ederim. Harika bir tespit

Ahmet yolcu Ahmet yolcu 10.05.2019 21:33

Ben hicbirseyim, ve kimsenin de birseyci , taraf olmasini istemem dogrusu: Hak akil ve vicdandan baska yon olmamali bence. Sene 1995 sanirim. Basi ortulu bacilarim meshur Istanbul Universitesi kapisi onunde kalabalik olusturmustu cunku basortululeri iceri almiyordu K.Alemdaroglu. Iste O gun Ben mazlumdan yana meylettim. O gunden sonra meshur 15-25? yillik destani seyre daldim , kahramani zevkle izledim. Hicbir make, Kitsap, konusma Gazette, arkadas fikrimi degistirmedi Aradan 25 yila yakin bir sure gecmis ve gelinen noktada Hak anlayisim, Aklim ve Vicdanim yine 25 sene onceki yonu tarif ediyor, yine mazlumdan yana git diyor. Eger averaj bir insansam (fanatic olmayan) , ki oyle oldugunu dusunuyorum ; bu Turkiyede milyonlara tekabul eder.

yukarı çık