• 09 Mayıs 2019, Perşembe 21:39
CengizCantürk

Cengiz Cantürk

‘Bizimkisi Bir Aşk Hikayesi’

‘Etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam’…

31 Mart akşamından beri Ak Parti’nin İstanbul’u kaybetmemek adına ortaya koyduğu performans(!) bana büyük şair İsmet Özel’in yıllar önce yazdığı Jazz şiirini hatırlattı.

İsmet Özel’in muhakkak tutku ile sevilen ve kaybedilmesi göze alınamayan ‘sevgili’ ile ilgili söylediği bu dizesi, her türlü engellemelere karşın sevgiliye ulaşmanın imkanını zorlayan hemen her ‘aşık’ kişi için geçerlidir. Böyle tutkulu bir aşk durumunda insanın gözü kararır ve sevdiğini kaybetme korkusuyla sosyal statüsünden, moral değerlerine kadar hayatında o güne kadar kendisi için değer ifade eden ne varsa her şeyden vaz geçebilir. Bu ruh hali, tarihin her döneminde benzer durumdaki herkes için gerçekten büyük bir imtihandır.

Ferideddin-i Attar’ın Şeyh San’an hikayesi ‘aşk ve zillet’in ulaşabileceği zirveyi en çarpıcı haliyle ortaya koyması açısından ilginçtir. Şeyh-i San'an zamanın piridir. Yüceliğinin dengi yoktur. Haremde kemal sahibi dörtyüz dervişiyle tam elli yıl şeyhlik etmiştir. Dervişleri de aynen kendisi gibidir: gece gündüz riyazette bulunurlar, bir an bile dinlenmezler, istirahat etmezler.

Şeyh bir gün bir rüya görür ve bu rüyanın peşinden tabirini anlamak için dört yüz dervişi ile beraber rüyada gördüğü Rum diyarına gider. Bütün Rum ülkesini baştan aşağı dönüp dolaşırlar. Günün birinde bir yüce yapının önünden geçerler ki, Şeyh üst kattaki bir pencerenin önünde güzelliğinin teferruatını anlatmanın mümkün olmadığı bir kızı oturmuş görür. Rum kızı, peçe altından yüzünü gösterince, Şeyh kemiklerine, iliklerine kadar ateşlere yanar, gönlü sevda ateşiyle dumanlar içinde kalır.

Rum kızının güzelliği Şeyhi elden ayaktan çıkarır, ele avuca gelmez olur. Kızın sevgisi can ülkesini yağmalamış, zülfünden imana küfürler yağdırmıştır! Şeyh imanını verir, Hıristiyanlığı kabul eder, takvayı satar, rezilliği satın alır. Dervişler onu böyle perişan görünce işi anlarlar, öğüt verirler, ama fayda etmez. Çünkü derdinin dermanı yoktur. Perişan âşık nasıl olur da söz dinler?

Hikayenin devamında Rum kızı uğruna dinden imandan çıkan Şeyh Efendi muradına ermiş midir, Rum kızı, baştan çıkardığı Şeyh’e yar olmuş mudur, bu kısmı biraz muğlak olsa da zengin istiarelerle yüklü bu hikaye bugün de birçok hadiseye ışık tutar mahiyette.

Başkan Erdoğan’ın çok sevdiği İstanbul için söylediği ‘ben İstanbul aşığıyım’ tarzındaki sözlerinin sadece bir sözden ibaret olmadığını, 31 Mart akşamından YSK’ nın seçimlerin tekrarına karar verdiği 6 mayıs gününe kadar olan bitenden anlayabiliyoruz.

Çeyrek asırdır ‘bu güzel kıza’, İstanbul’a sahip olanlar, onu kaybetmemek adına son bir buçuk aydır pek çok şey yaptı. Herkesin önünde cereyan eden bu hadiseye belki de siyasi saiklerden çok, sözü edilen ‘bir aşk hikayesi’ zaviyesinden bakmak daha anlamlı olabilir.

Erdoğan son 25 yılda hükmettiği bu şehri kuşkusuz hepimizden çok sevdi. Yıllar önce göreve geldiğinde, ilk iş olarak onun susuzluğunu gidermiş, sonra her yerini bir güzel temizlemiş, güzel kokular sürüp havasını değiştirmişti de, yıllarca kahır çeken bütün İstanbul severler olarak derin bir oh! çekmiştik. Sonra maşukunun damarlarının tıkanıklığını gidermiş, kan akışını rahatlatacak onlarca stent takmış, ayrıca ona iki yeni gerdanlık daha hediye etmişti. Hatta ona hitaben sevgi sözcükleri boğazında düğümlenmesin diye, kıtaları birleştiren boğazına görünmeyen gizli damarlar dahi eklemişti. Gerçekten, herkesin gıpta ile baktığı büyük bir aşk hikayesiydi bu.

Ne var ki her aşk hikayesi gibi bu hikayenin de bir sonu olmalıydı. Aslında görünürde her şey yolunda gibiydi. Belirli aralıklarla aşkını tazeleme fırsatı bulduğunda, her defasında daha da artan bir şekilde aşklarının büyüdüğüne bütün ülke şahit oluyorduk. Bu defa da öyle olacağından emindik. Fakat bu kez ‘başka birşeyler' oldu. İstanbul kendine yeni bir aşık mı bulmuştu? Anlaşılan birileri aklını çelmişti, kafası karışıktı İstanbul’un. Belli ki ihmale uğradığını düşünüyor, ya da sevildiğinden emin olmakla beraber yeni heyecanlar arıyordu.

Gelinen durum ‘İstanbul’u kaybeden herşeyini kaybeder’ diyen tutkulu bir liderin kolay kabul edebileceği bir şey değildi kuşkusuz. İlk duyduğu anlardaki tepkisi soğukkanlı oldu ve onun ekranlardaki bu hali durumun kabullenildiği şeklinde yorumlandı. Zorla güzellik olmazdı, belki zaman her şeyi halledecek, sevdiği bir süre sonra tekrar kollarında olacaktı. Üzüntülü ama vakurdu.

Fakat, bu hikayede de bilinmeyenler vardı. Kötü adamlar bu aşkı bozmak için ellerinden geleni yapmış, gizli eller aşklarına zarar vermişti. Böyle diyordu ‘mutlaka birşeyler oldu, birileri bir şey yaptı’ diyen birileri…

İstanbul’u öylesine seviyordu ki, önce kulak asmadığı bu sözlere, sevdiğine yeniden kavuşma ihtimalinin verdiği coşkuyla teslim oldu. İstanbul’un, bu büyük aşkının, ‘haksız’ biçimde kollarından alınmasına izin vermeyecekti.

Ama İstanbul, tarihin bu arsız kızı, sevgilisinin onardığı yüzlerce yıllık surlarının arkasına sakladığı çehresiyle bu defa daha fazla nazlanmaktaydı.

Çaresizce, ‘yeniden sayalım’ dediler, İstanbul dudak büktü;

‘Evimize arka kapıdan girdiler, büyü yaptılar, senin kalbini çaldılar’ dediler, şımarık bir edayla omuz silkti,

Onların ki gerçek aşk değil, seni kullanıyorlar dedi, dinletemedi,

Kudretli lider ve adamları ne yapsalar bir türlü eski haline döndüremediler İstanbul’u.

Ta ki, hikayede şeyhi yoldan çıkaran Rum kızı gibi, İstanbul adeta isteklerini bir bir sıralayıncaya kadar…

İstanbul uğruna ilk iş olarak, 25 yıl önce İstanbul’a başkan yapan ‘dil, üslup’ terkedildi,

En çok ihtiyaç duyulan ‘adalet duygusu’ yara aldı, İstanbul için terkedildi,

Belki ilk kez bu kadar içine girilen savunma psikolojisi ile ‘inandırıcılık’ kaybedildi,

Son yıllara kadar Partinin en büyük gücü olan ‘ahlaki üstünlük’ kaybedildi,

Hülasa, İstanbul'a yeniden kavuşma aşkı ile birçok değerden vazgeçildi.

Geriye, yapılan tüm bu ‘fedakarlığa’ rağmen, İstanbul’un eski sevgilisine yeniden yar olup olmayacağı sorusunun cevabı kaldı.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


Niyazi cantürk Niyazi cantürk 10.05.2019 03:26

Cengiz sen istanbulun kaybedildiğinimi yoksa çalındığınımı düşünüyosun. Ortada büyük bi yolsuzluk var, ne enteresandır ki kimse görmek istemiyor. Kazanan gene kazanır, nedir bu korkunuz acaba. Saygılar .Bütün ilçeleri alan bir parti büyük şehiri nasıl kaybeder.

Şahin Ayer Şahin Ayer 10.05.2019 11:28

Çok güzel kaleme alınmış harika bir yazı. Tebrik ederim

Mehmet Cemil Ağırtmış Mehmet Cemil Ağırtmış 10.05.2019 14:06

Ağzına sağlık güzel insan bütün dediginize katılıyorum. Çok güzel tespit

ali goktas ali goktas 10.05.2019 14:31

Hak icin haktan vazgecersen Hak da halk da senden vazgecer

ali goktas ali goktas 10.05.2019 14:33

Cok guzel bir yazi olmus Cengiz Hocam,

yukarı çık