MISIR’IN DESPOTİK REJİMİ TARİHİ NASIL LEKELİYOR?

MISIR’IN DESPOTİK REJİMİ TARİHİ NASIL LEKELİYOR?
  • 18 Temmuz 2019, Perşembe 14:53

Basheer Nafi – İslam ve Orta Doğu Tarihçisi

Yavuz Sultan Selim’in adını sokaklardan silmek geçmişe hiçbir etkisi olmayan ahmakça ve medeniyetsiz bir tutumdan başka bir şey değildir.

1. Dünya Savaşı esnasında Osmanlı’nın Medine’deki garnizon komutanı olan Fahreddin Paşa’ya Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı tarafından yöneltilen hakaret dolu sözler ile Mısır hükümetinin Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in adını Kahire’nin Zeytin semtindeki bir sokaktan kaldırmaya yönelik kararı arasında bir nevi yakınlık olduğu su götürmez bir gerçek.

Büyük ölçüde, BAE ve Mısır’ın aynı tarafta, Türkiye’nin de karşı tarafta bulunduğu bu bitmek tükenmek bilmeyen husumet ile ilişkilendirilen siyasi güdülerin her iki olayın da arka planında yer aldığı görülüyor.

KAMUSAL TARTIŞMALARA KONU OLMADI

Ancak bir başka bakış açısıyla, bu iki durumun birbirinden farklı olduğu söylenebilir. Fahreddin Paşa olayında, Arap Dışişleri Bakanı, BAE ile bağlantıları olduğu şüphe edilen ve kimliği bilinmeyen bir şahsın mesajını re-tweetlerken; Kahire hükümetinin 1. Selim Sokağı’nın adının değiştirilmesine yönelik bildirisi Mısırlı bir tarih profesörü tarafından ortaya atıldı.

Mısır’daki Büyükşehir yerel yetkililerine göre, Hilwan Üniversitesi Yakınçağ Tarihi Profesörü Muhammed Sabri al-Dali’nin, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı sömürge haline getiren ilk yönetici olduğunu; bölgenin bağımsızlığını söküp atarak Mısır’ı Osmanlı İmparatorluğu’nun önemsiz bir vilayeti haline getirdiğini; Memlük Padişahı Tumanbay’ı idam ettiğini ve Mısır ordusunun varlığına son verdiğini öne süren çalışma raporu Kahire valisi tarafından değerlendirildi.

Bu bağlamda profesör, Osmanlı Padişahı’nın Kahire’de veya Mısır’ın diğer bölgelerinde bulunan şehirlere adının verilmesini hak etmediğini iddia etti. Hükümet bu öneriyi kabul ederek, oldukça nadir görülen bir demokratik süreçle, bölgede yaşayanların sokak için başka bir isim seçmesi amacıyla onlarla istişare edeceğini bildirdi.

Bilindiği kadarıyla, valiliğin bu kararı, bildiriyi takip eden dört haftalık süreçte ne medyada ne de akademik çevrelerde kendisine yer buldu. Geçirdiği bu zor zamanlar göz önüne alındığında, Mısır’ın bu konuya olan ilgisizliği oldukça doğal.

Zira, on binlerce insanın yargı yoluyla veya yargısız biçimde tutuklanma emrini vererek emniyet teşkilatına muhalif ve düşmanlarını kaçırmaları için tam yetki sağlayan bir faşist askeri darbe mensubunun yönetimi altında olan ve vatandaşlarının tüyler ürpertici ekonomik yoksullukları yaşadığı ve aynı zamanda geleceğe dair tüm umutlarını kaybettiği bir ülkede, yönetimin sokak isminin değiştirilmesi ile ilgili aldığı bu karara aldırış etmek epey zor olsa gerek.

SİYASAL HEDEFLERE ULAŞMA ARACI OLARAK TARİH

Bütün bunlara ek olarak, bu mesele, tarihin, kısa vadeli siyasal hedeflere ulaşmak için bir araç olarak kullanılması açısından dikkat çekici bir öneme sahip.

1. Selim olarak da bilinen Yavuz Sultan Selim, Mısır’a, Arap-İslam Orta Doğu meselesinin geleceğine ilişkin şiddetli çatışmaların yer aldığı şartlar altında, bölgeyi fetheden Osmanlı hükümdarı olarak ayak basmıştır. Osmanlı, sınır mevkileri göz önüne alınarak geliştirilmiş cihatçı anlayıştan doğmuştur. Devletin temel amacı, İran platosunda yer alan Irak, Suriye ve Mısır krallıklarıyla herhangi bir çatışma yaşamadan, Bizans İmparatorluğu’nu ve Balkanlar’daki gayrimüslim krallıkları sınırlarına katmaktır.

Ancak, İran’da Safevi Devleti’nin ortaya çıkışı, Osmanlı Devleti için tehdit niteliği taşıyan mezhepçi ve jeopolitik emelleri, devleti 1512 ve 1520 yılları arasında yöneten Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’i Safeviler’le çatışmaya zorlamıştır. Sultan, önce Safevi Devleti’yle, sonra da Memlükler’le baş etti. Fakat Safeviler’in Memlükler’le yaptığı gizli anlaşmalar meydana çıkmasaydı muhtemelen böyle bir ikinci çatışma hiç yaşanmamış olacaktı.

Memlük ordusu, Mercidabık ve Ridaniye Savaşları’nda taktik ve teknik açıdan kendilerinden üstün olan Osmanlı güçleri karşısında fazla dayanamadılar. Fakat sultan ordusuyla Kahire’ye giriş yaptıktan sonra bile, son Memlük hükümdarı Tumanbay ve ordusu, Osmanlı güçlerine çete harbi (gerilla savaşı) yöntemini uygulayarak saldırılar düzenlemeye devam ettiler.

Suriye’de Osmanlı Devleti’nin bölgeyi fethinden sonra düşman kuvvetlerine hoşgörü ve nezaketle yaklaşan aydınların ve saray liderlerinin tam tersine bir davranış sergileyen Tumanbay’ın bu saldırgan ve dengesiz tavrı, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinin ,özellikle ilk dönemlerinde, “kanlı” bir fetih olarak çarpıtılmasına ve sonrasında gelişen süreçte de kamusal mecraya “zalimlik, barbarlık” sıfatları çerçevesinde resmedilmesine zemin hazırlamıştır.

MİLLİ KİMLİK MERCEĞİ ALTINDA MISIR

Mısır o dönemde, milliyetçilik ve ulusal kimlik açısından bir önem arz etmiyordu. 16. yüzyılda, dünya düzeni hala çok etnik yapılı, dine ve mezhebe dayalı, imparatorluk ve saltanata dayalı bir sistemle şekilleniyordu. Bu saltanat ve imparatorluk düzenine sahip devletlerin yönetici kesimleri, Osmanlı ve Memlük hadiselerinde olduğu gibi, seçkin kişilerden veya Safevi durumunda görüldüğü üzere sadık ve aynı zamanda fedakar partizanlardan oluşmaktadır.

Osmanlı’nın Mısır fethi, özü itibarıyla, padişah ve Mısır halkı arasında değil de savaşçı olarak eğitilmiş bireylerden oluşan Osmanlı ve Memlük orduları arasında gerçekleşmiş bir savaştır. Ayrıca etnik düşünce yapısı ve modern ulusçu anlayış göz önüne alındığında, Memlük askerlerinin çoğunun Mısırlı olmadığı gibi Osmanlı güçlerinin çoğunluğu da Türk değildi.

Bölgede yaşayan Mısır halkı savaşta önemli bir rol oynamadı zira fethin ilk günlerinde hayatını kaybedenler Kahire’deki şiddetli çarpışmaların kurbanı ya da sayıca az ve Memlükler’e de sadık olan kişilerdi.

Bu noktalar Mısır hükümeti tarafından önemsenmemişse bir üniversite profesörü bu tarihi gerçekleri nasıl olur da gözden kaçırabilir?

Şaşırtıcı bir bicimde, Mısır’daki büyük şehirlerden herhangi birine sokak veya anıt ismini veren tek hükümdar Yavuz Sultan Selim değildir. Kahire’deki iki bölge, M.Ö altıncı yüzyılda Mısır’ı işgal eden ve oraya el koyarak zorla kontrol sağlayan İranlı bir imparatorun adını taşımaktadır. Buna ek olarak, firavun dönemine son veren Makedonyalı hükümdar Büyük İskender’in adıyla anılan bir sokak da İskenderiye bölgesinde yer almaktadır ve aslında şehrin adı da köklerini tamamiyle Büyük İskender’e borçludur.

MISIR’IN TARİHİNE YÖN VERENLER

El-Ezher Camisi’nin bitişiğinde yer alan meşhur bir sokak, Fatimiler’in adına Mısır’a zorla el koyan komutan Jawhar al-Siqilly’nin adını taşımaktadır. Bunun yanında, Mısır’ın ilk ve en büyük camisi Arap-Müslüman Mısır hükümdarı Amr ibn al-Aas Camisi’dir. Ayrıca, Mısır’ın bir diğer büyük kapsamlı camisine ise soyu Türkler’e dayanan Abbasi askeri yöneticisi Ibn Tulun adını vermiştir.

Genelde modern Mısır’ın kurucusu olarak gösterilen Muhammed Ali de aslında Mısırlı değildi ve firavun döneminin sona erdiği 1952’deki darbeye kadar hükümet liderlerinin soylarının da Mısır ile hiçbir bağlantısı bulunmuyordu. Peki, sizce bütün bu isimler de kaldırılmalı mıdır?

Bu kişiler Mısır’ın tarihine ivmelendiren, mirasını oluşturan ve yüzyıllar boyunca bölgeye özgü kimlikler kazandıran liderlerdir. Onların Mısırlı olmadığı gerçeği ve neden Mısır’a gelmeyi tercih ettikleri sorusu, doğrusunu söylemek gerekirse, tarihçileri ve tarih çalışmalarını ilgilendiren meselelerdir.

Bununla beraber, bu isimleri yok etmenin tarihi değiştireceğine inanmak ahmak ve medeniyetsizce bir tutumdan başka bir şey değildir.

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık