Mezhepçilik | Savaş Sebebi mi? Savaş Taktiği mi?

Mezhepçilik | Savaş Sebebi mi? Savaş Taktiği mi?
  • 14 Mart 2019, Perşembe 11:55

Amerika merkezli The New Yorker sitesi “Ortadoğu’daki büyük ayrılık mezhepçilik değil” başlığıyla bir yazı yayınladı. Hüssein Agha ve Robert Malley imzasını taşıyan yazıda Ortadoğu’da yaşanan çatışmalardan örnekler verilerek “mezhepçiliğin çatışmanın sebebi değil, politik çekişmelerde kullanılan bir taktik” olduğunu belirtiyor. Makale şu şekilde…

Mezhepçilik hayaleti Ortadoğu’nun üzerinde geziniyor. Mezhepçilik çatışmaların, kaosun ve radikalleşmenin sebebi olarak gösteriliyor. Sunnilik ve Şiilik bölgenin iki zıt fay hattı olarak tanımlanıyor. Bu teori adeta bölgede yaşanan tüm sorunların sebebini anlamak için tılsımlı bir argüman olarak kullanılıyor. Sunniler, Şiilerin iddia edilen hırsları gösterilerek İŞİD yada başka örgütlerle silahlandırılıyor. Şiiler azınlık hissi üzerinden tedirgin edilerek kendi kapasitelerinin üzerinde eğilimlere itiliyor.

İslam’ın iki ana kolu  olarak sayılan bu mezhepler arasındaki anlaşmazlıklar şüphesiz tarihi geçmişe sahiptir ve bölge dinamikleri içerisinde bir yere sahiptir. Ancak bu durum Ortadoğu’da yaşanan ve büyük yıkım ve kaosa yol açan olayların temel sebebi olmaktan uzaktır. En kanlı, en kısır çatışmalar çoğu zaman Sunni dünyanın kendi içinde yaşanmaktadır. Mezhepçilik eski moda güç mücadelelerinin, azınlıklara karşı totoliter baskının ve rejim reflekslerini korumak için girişilen eylemlerin meşruiyeti için akıllıca kullanılıyor.

DAİŞ bölgedeki en vahşi örgütlerden sayılmakta ve “Şii zulmüne karşı” çıktığını iddia etmektedir ancak DAİŞ yüzünden hayatını kaybeden insanların çoğu Sunnilerdir. Rakka’da ya da Musul’da en büyük kıyım Sunniler üzerinde yaşandı. Mısır, Somali, Libya, Nijerya ve diğer yerlerde yapılan DAİŞ eylemleri genellikle Sunnileri hedef aldı. Bu grubun Şiileri doğrudan hedef alan eylemlerinin sayısı oldukça azdır.

Tunus, Mısır, Libya, Cezair’de gerçekleşen Arap devrimleri ve yaşanan çatışmalar genellikle, Müslüman Kardeşler, Selefiler, Wahabiler ya da radikal gruplar arasındaki çekişmelere sahne olmuştu. Bu çekişmeler kimi zaman değişik varyasyonlarda ittifakları da bölgede doğurmuştu.

Suriye’deki trajedi bir klişe olarak Sunni-Şii çatışması olarak yüzeysel olarak servis edilmiş ve esas sebep geniş çevrelerce bu şekilde kabul edilmişti. Ancak Esed rejiminin yapısını incelediğinizde Sunni orta sınıfında geniş çaplı desteğini arkasına aldığını görürsünüz. Aksi takdirde Alevi azınlıkla sadece ayakta kalabileceğini düşünmek imkansız olur. Unutulmamalıdır ki rejim önceden Sunni körfez ülkeleri tarafından mali ve politik olarak destekleniyordu. Bu desteği verenlerin en başında da Suudi Arabistan yer alıyordu. Ayrıca Esed rejimi ABD’nin Irak işgalinin ilk safhalarında Sunni savaşçıların kendi toprakları üzerinden Irak’a geçmesine de izin vermişti.

Suriye’de yaşanan çatışmaları sadece bir Sunni-Şii çatışması olarak görmek diğer gerçekleri gözden kaçırmaya neden olabilir.

Rusya, Suriye’de gerçekleştirdiği hava saldırılarıyla çok sayıda Sunninin ölümüne neden oldu. Ama bu durum Sunni devletleri Rusya ile ittifaklar kurmaya, silah ve ticaret anlaşması yapmaya olan heveslerinden alıkoymadı. Ayrıca dünyanın en kalabalık Sunni nüfusuna sahip ülkesi olan Mısır, gizli yollardan Esed rejimine destek sağladı çeşitli kanallar açtı. Mısır rejimi bölgeyi Sunnilik-Şiilik olarak okumak yerine, bir İslamcılık tehdidi olarak gördü. İslamcılık yani Müslüman Kardeşler hareketi Mısır yönetiminin alternatifini oluşturabilecek Mısır’da bulunan en büyük tabana sahiptir.

Yemen’deki çatışmanın da şüphesiz mezhepsel yönleri var. Ancak yaşanan iç savaş basit bir Sunni-Şii ayrılığı üzerinden tanımlanamaz. Bölgede yer alan Husiler, kimliksel olarak tanınmamaları durumu üzerinden süreç boyunca bilendiler. Ardından bölgede İran devrimini model alacak bir yapı kurma hevesine giriştiler. Ancak onları bu taktiğe götüren sosyal talepleri vardı. Bu taktiği kullanmaları taleplerine ulaşma yolundaki bir araçtı. Rahatsızlığın sebebi Şii-Sunni çatışmasından çok kültürel tanınma ile alakalı idi. Ancak bir süre sonra İran-Sudi Arabistan vekalet savaşına dönüştü. Husiler İran’dan aldıkları kısmı desteğin ardından Suudi Arabistan tarafından saldırıya uğradı. Bu durum Husiler’in Tahran’a daha çok yakınlaşmasını ve mali desteğin boyutunu artan şiddetle birlikte büyüttü. Bu yaşanan çatışmanın da temel sebebi jeopolitik ve stratejikti. Dini çekişme ise bir konsolidasyon  aracı olarak kullanıldı. Yapılan öngörülerde Husilere karşı yürütülen operasyon başarılı olsa bile güneydeki Al Kaide, DAİŞ, Selefiler ve Sunniler arasında yeni bir anlaşmazlığın yaşanacağı belirtiliyor. Bu anlaşmazlığın temelinde ise Sudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki hırslı çekişmenin sebep olduğu biliniyor.

Bugün Suudi Arabistan’ın Irak’taki bazı Şii unsurlarla, İran’ın da bazı Sunni unsurlarla sağlam ilişkilerinin bulunuyor olduğu gerçeği mezhepsel tanımlamaları boşa çıkarır hükümde. Pakistan da ayrı bir örnek. Dünyanın en büyük Sunni nüfusuna sahip ülkelerinden birisi. Ancak Sudii Arabistan’ın Yemen’deki savaş için kendisine yaptığı daveti reddetmiştir.

Elbette Sunni-Şii ayrılığı var. Bölgelerinde kendi iradeleriyle hareket etmek istiyorlar. Ancak bu durum İran ve Suudi Arabistan tarafından sürekli kullanılıyor. DAİŞ aynı zamanda Irak, Pakistan, Afganistan, Suriye’deki Şiilere saldırıyor. Bu yolla kar etmeyi umuyor. Ancak bu yaptığı savaş sebebi değil, bir savaş taktiğidir sadece.

Makale New Yorker'daki İngilizce aslından Türkçeye Buülke tarafından çevrilmiştir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık