Türk siyasetinde meşruiyet müsabakaları

Türk siyasetinde meşruiyet müsabakaları
  • 15 Mayıs 2019, Çarşamba 14:21

Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından devam niteliği taşıyan bir devlet olarak hayat buldu. Osmanlı’nın bürokrasi kültürü olduğu gibi yeni Türkiye Cumhuriyeti’ne taşındı. Bu süreç içerisinde devletin kimi refleksleri bu argümanı destekler mahiyetteydi.

Osmanlı devleti kurulduğu günden itibaren çeşitli motivasyonlarla halklarını bir arada tutmayı başardı. Bu ilk dönemlerde Bizans’a karşı cihad, ardından inanç özgürlüğü, hilafet ile ümmet temsiliyeti, kutsal toprakların koruyuculuğu gibi tabirlerle dönem dönem güncellendi. Devletin tebaa birliği yaratmak için kullandığı bu argümanlar dönemin şartlarına göre güncellendi, değiştirildi, kimi zaman ise tamamen terk edildi.

Devlet, yapısı gereği sanal bir kavramdır. İnsanların zihinlerinde oluşturabildikleri ölçüde varlığını koruyabilir. İnsanların zihnindeki varlığını koruması için ise varlığını nedenselleştirmesi gerekir. Bu nedenselleştirme de aynı şekilde insan zihninin içinde yürütülen bir savaştır.

Devletlerin insan zihninde yürüttükleri bu savaş dönemlere ve kültürlere göre çok farklılıklar ve karmaşıklıklar göstermektedir. Bu karmaşanın görece yalınlaşması ulusculuk akımının dünyaya hakim olması ve yeni dünya düzeninin bu kavram üzerinden inşaa edilmesi ile gerçekleşti.

Bu yeni durum şüphesiz çok kültürlü ve yapılı toplumlar ve coğrafyalarda dirençler yarattı. Bu direnç hatları kimi zaman ulus olarak tanınma ve söz hakkına sahip olma arzusu üzerinden gelişti. Kimi zaman tam olarak kendini tanımlayamasa da ulus tanımını reddeden girişimler ile kendine yer buldu.

Yeni bir devletin kurulması şüphesiz halkların kendisini devlet olarak kabul etmesi aşamasında çeşitli zorluklarla karşılaşabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hikayesi de bu yönde gelişti. Çeşitli dirençler ve karşı müdahalelerle dolu cumhuriyet tarihi bu gidiş ve gelişlerin ispatı mahiyetindedir.

Kimi tartışmalı süreçlerin, darbelerin, bölgesel gelişmelerin ardından Türkiye kimliği kendi mitleri ile inşaa oldu. Bu kimlik kimi itirazlara rağmen Türk ulusu tabiri ve Atatürk’ün şekillendirdiği devlet ve ideoloji çevresinde şekillendi.

Türkiye’nin çok partili düzene geçme çabaları cumhuriyetin ilk dönemi dahil, “irtica tehlikesi” algısıyla sabote edilmeye çalışılmıştır. Bu yaşanan acılı süreçlerin ardından “irticacı” olarak tanımlanan kesimler Türkiye siyasetinin parçaları olmaya başladı.

Refah Partisi tecrübesi ardından yaşana Ak Parti deneyimi kimi kesimler tarafından “irtica tehlikesi’nin” dillendirildiği eleştirilerle karşılaştı. Ancak Ak Parti iktidara geldiğinde durumun korkulduğu gibi olmadığı anlaşıldı. Her siyasi merkez gibi meşruiyetini sağlamlaştırabilecek hali hazırda ülkede etki alanı bulunan tüm argümanlar kullanıldı.

Yaşadığımız günlerde oldukça zahir olan bu durumun ardından Ankara’dan bir haber medyaya yansıdı. Ak Parti’den Cumhuriyet Halk Partisi’ne Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın geçişi ile Belediye Başkanı Mansur Yavaş, zaten hali hazırda Atatürk büstününün muhafaza edildiği belediye meclisine daha büyük bir Atatürk posteri yerleştirdi.

Türkiye siyasi kavram haritasını kullanmak amacıyla yapılan bu hareket gerçekten kamuoyu nezdinden bir meşruiyet kazandırabilir mi? Ölçek olarak daha büyük bir portre asmak Atatürk argümanını kullanarak daha çok meşruiyet kazandırabilir mi? Eğer bu böyle gerçekleşecekse Türk siyasetini ulusçuluk akımının getirdiğinden de daha basit bir meşruiyet savaşları bekliyor demektir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık