Şehit Tekiner Tayfur Anılıyor

İnsan ve Medeniyet Hareketi ve Lider İmam Hatip Mezunlar Derneği Şehit Tekiner Tayfur’u anma gecesi düzenliyor. Program Kuran-ı Kerim tilavetiyle başlayıp, sırasıyla açılış konuşması, Tekiner Tayfur Belgeseli, Tembihname ve şiir-ezgi ile son bulucak. Sultan Selim Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinlik 19 Ocak Cumartesi düzenlecek.

Şehit Tekiner Tayfur Anılıyor
  • 09 Ocak 2019, Çarşamba 15:01

Kağıthane İmam Hatip Lisesinden mezun olduktan sonra, hayallerini süsleyen Afgan Cihadına ve oradan da şehadete uzanan bir yürüyüş…

Allah yolunda korkusuzca yürüyen adam: Tekiner Tayfur

Kâğıthane İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduktan sonra, hayallerini süsleyen Afgan Cihadına ve oradan da şehadete uzanan bir yürüyüş… İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni yarıda bırakıp, davasına daha etkin hizmet için Pakistan İslam Üniversitesi’ne kutlu bir yürüyüş… Sürekli “Ya Rabbi kanımı günahlarıma kefaret kıl” diyerek dua eden Tekiner Tayfur, şehadetinin yirmi beşinci yıl dönümünde de dipdiri…

Hamit Hatipoğlu: ‘Afgan topraklarında şehit olma isteğini lise yıllığına yazmıştı’

Tekiner Tayfur, Sanayi Mahallesindeki birçok arkadaş gibi 70’li yıllar da Anadolu’dan, İstanbul’a gelmiş bir ailenin çocuğu. Biz kendisini o dönemin ismi ile Şişli İmam Hatip Lisesinde tanıdık. Daha sonra bir lise hayatımız, üniversite denemesi ve yurt dışına gidiş oldu. Tekiner Tayfur, Sanayi Mahallesinde bir kaç arkadaşı ile yoğun görüşürdü. Bu yoğun görüştüğü arkadaşlarından bir tanesi de benim. Tekiner Tayfur’u ifade etmek için söylenebilecek en doğru söz bir aksiyon adamıydı. Fikri tarafı ne kadar güçlü ise eylem tarafında da güçlü olmaya çalışan, çabalayan bir arkadaşımızdı. Bu eylemde kast ettiğimiz, fikrinin kendisini mecbur ettiğine inandığı alanlarda çalışmaktı.

 

Kendisi için yerel diye bir şey yoktu. Dünyanın her tarafı kendisinin ilgi alanıydı. İslam dünyası ve sorunları tamı tamına uğraş alanıydı. Bu sebeple İslam dünyasının bir kaç tane problemi olduğunun farkındaydı. Bunlardan bir tanesinin İslami ilimler noktasında bir zafiyetin olmasıydı. İslam algısının yanlışlığı, doğru İslam algısının olmayışı sebebiyle İslam dünyasının halinin perişan olması onun etkilendiği konulardı. Bu sebeple insanların önüne bir öncü İslam âlimi olarak ama aynı zamanda entelektüel tarafı olan bir insan olarak çıkmayı hedefliyordu. Bu sebeple işletme okumayı bıraktı. Pakistan İslam Üniversitesi’ne gitti. Orada eğitimi tamamladı denilebilir, son sınıftaydı. İslam ilimleri üzerine yetkin, özellikli bir insandı.

Biz buradaki bir faaliyette kendisini görebildiğimiz gibi Pakistan’da oradaki Müslümanların kendilerine dair yaptıkları programlarda da onu görmek mümkündü. İslam dünyasının birçok tarafından kimseyle irtibatı olan birsiydi.

Samimi bir yüreği vardı

Fikir tarafı vardı, eylem tarafı vardı; fakat hepsinden daha önemlisi samimi bir yüreği vardı. Bugünden geriye baktığımız zaman Tekiner Tayfur’un idealleri ile mevcut insanımızın idealleri arasında bir sapma söz konusu mudur? Beni en çok ilgilendiren alanlardan birisi budur. O günün samimiyeti, hassasiyeti, duyarlılığı belki bazı insanlarda yoğun bir biçimde devam ediyor ancak büyük bir oranda sapma gerçekleştiği bir gerçektir. Biz pozitivist bir zihnin dışında dünya mümkündür, yaşam biçimi mümkündür. Onu düşünen ve ona göre çaba gösteren bir arkadaş gurubuyduk. Tekiner’in bu savrulmanın son dönemine şahit olmaması belki onun için bir rahmettir. Ama bizim yeniden geriye bakıp döndüğümüz zaman bundan ders çıkartmamız gerekebilir. Tekiner Tayfur sıradan bir insandı, bizim gibi bir insandı. Bizim coğrafyamızda insanlar kahramanlar yaratmaya meyillidirler. Evet, nihayetinde şehit olmuş, üstelik kendi topraklarının dışında bir mücadele alanı içinde şehit olmuş bir kardeşimizdir. Allah’ın kendisini şehadetle onurlandırdığı, şereflendirdiği insandır. Asla kahraman değildir. Bizim gibi zaafları olan, insani heyecanları olan, emek sarf eden bir insandı ve samimi bir Müslümandı. Kahramanlarda öyledir aslında, biz kahramanları erişilmez ve uzanılmaz insanlar gibi farz ederiz. Öyle değiller hayatın inçinde var olan insanlardır. Tekiner Tayfur’da öyle birisiydi.

 

İslami fikri, mücadele alanlarının olduğu hemen hemen her yerle irtibatta olmayı kendisine sorumluluk almış bir insandı. Burada aynı şeyi yapardı. Yurt dışında aynı şeyi yaptığını müşahede ettik, gördük. Allah rahmet eylesin. Zihninden, fikrinden, duruşundan etkilenecek aynı zihinde ve anlayışta yeni nesillerin ortaya çıkmasını beklemek ümidi ile bir kere daha kendisine rahmet diliyoruz.

Hüseyin Akın: ’Mazlum milletlerin olmadığı çok az rüyası vardı’

Tekiner Tayfur hem sınıf hem de mahalle arkadaşımdı. Şişli İmam Hatip Lisesi’nde ısınmadan sorumlu başkan Nurullah Erbaş’ın tutuşturduğu sobanın etrafında oluşan sohbet halkasının en heyecanlı ve en ateşli kişisiydi. Biz dünyamızı genişletecek hayallerden bahsederken o dünyanın pabucunu ahirete fırlatacak rüyalar anlatıyordu. İçerisinde mazlum milletlerin olmadığı çok az rüyası vardı. En çok da Filistin, Afganistan, Eritre ve Moro süslerdi rüyalarını. Tabi rüyalarında Türkiye’yi de unutmazdı. Hayallerin kesafetinden rüyaların kesafetine yelken açardı. Memleketini çok seven, ayağı hep bu topraklara bağlı, ama cihanşümul perspektife sahip bir kişilikti. Tekiner Tayfur birlikte turladığımız vakitlerde Osman Sarı, Erdem Beyazıt, Arif Ay ve en çok da Sezai Karakoç ‘tan sık sık şiirler okurdu. Batıya gidip dönmeyen doğunun evlatlarından bahis açar, kendine has üslubuyla Karakoç’un o meşhur şiirini okurdu.

Allah onu yeryüzünde dökülen mustazaf kanlarının şahidi olarak genç yaşta aramızdan aldı. Batıya değil doğuya gidip dönmeyen doğunun evlatlarından oldu.   

Tekiner’le ortak adreslere sahiptik. Beyazsaray Kitapçılar Çarşısı, Sahaflar Çarşısı, Sohbet Çay Salonu bunlardan bir kaçıydı. Sonra bu adreslere I. ve 2.Şube de eklendi. Aralarında İbni Fazlan Seyahatnamesi ve Mülteka Şerhi’nin de bulunduğu üç beş kitaptan dolayı Cağaloğlu’nda polis tarafından derdest edilip kodese (2.Şube) atıldığımızda 16 yaşındaydık. 1. ve 2. şubelerde sabahladığımız günlerde benim payıma bol tokat onun payına ise jop yemek düşmüştü. 2.şubede gazete kâğıdı serili beton zeminde sabahladığımız gece mülk suresini okumuş ve sabaha doğru ne yapıp edip abdest alıp sabah namazı kılma mücadelesini kazanmıştı.

Tekiner’in aksiyoner bir kişiliği vardı; fakat bu aksiyoner taraf hiçbir zaman o dönemin gençlerinin slogancı, ruhsuz bir eylem adamlığı değildi. Enerjisini inanç ve kararlılığından alan bir isyan ahlakının tezahürüydü. Halktan kopuk, cemaate sırt dönen biri değildi. Yapıp ettiklerinden hiç bahsetmez, yapamadıkları konusunda hayıflanırdı.

Tekiner lise yıllarında dünyanın acılar atlasında gezinir. Nerede Müslüman bir yürek varsa onun kalp çarpıntısını hisseder ve yanında olmak isterdi. Nerede gözyaşı ve zulüm varsa ondan kendini sorumlu hisseden bir hissiyata sahipti. Günlerce bir şeyler yapmanın gereği ve pratiği üzerinde kafa yorar, insanları harekete geçirirdi. Türkiye’de iyi bir üniversite bitirme hedefini her fırsatta dile getirirdi.
2.Şube’nin nezarethanesinde iken üniversiteye girme hakkımızın elimizden alınacağı noktasındaki kaygısını dile getirmişti. Kader onu iki sene sonra İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi ile buluşturacaktı. Bu fakülteye başlar başlamaz içindeki bütün geçici heveslerden, izafi değerlerden hicret etti. Mutlak ve muhkem olanın izini sürdü. Hayal ettiği şeyleri rüyaya tahvil etmeyi bildiği gibi rüyasına yattığı mücadeleleri hayatında gerçekleştirmeye de muvaffak oldu.

Mutiullah Taib: ‘Unutuluşa meydan okuyan tebessüm’

Yirmi beş yıl hayatındaki birçok şeyi unutman için yeterlidir… Çeyrek asırlık bir zaman diliminde hayatın koridorlarında ve duraklarındaki birçok olayı unutuverirsin. Yüzünün ve etrafındaki şehirlerin özelliklerinin değişmesi gibi hafızan da değişime uğrar… Yirmi beş yıl geçti ve günlerin meşgalesi yüzünden birçok resim zihnimin derinliklerinde yok oldu. Ancak az sayıdaki yüzün yanında bir yüzü hiç unutmadım… Unutuşa direnen, tebessümün kuşattığı bir yüzü… O senin yüzün ey Taha… Çeyrek asır geçmesine rağmen o mümtaz tebessümün ve insanın içine nüfuz eden bakışların zaman, zaman gözümün önüne geliyor. Biliyor musun ey Taha… Sen bizden ayrılalı birçok şey değişti. Etrafımızdaki dünya değişti. Ve hızlı bir şekilde değişmeye devam ediyor. Biliyor musun Taha, Rus askerleri Afganistan’ı terk etti. Aleyhinde ateşli sloganlar attığın Sovyet işgali sona erdi. Hatta Sovyetler Birliği’nin kendisi ve Afganistan’daki işbirlikçileri de bitti. Ama ümitlerimiz gerçekliğin ağırlığı altında tuz buz oldu. Ülkem hala savaşın ateşi altında yanıyor…

Ama senin kanın boşa gitmedi… Birçok halk komünizmin ağır prangalarından kurtuldu, özgürlük ve istikrar yürüyüşünü başlattı. Manzara ülkeden ülkeye değişiklikler gösterebilir. Ancak özgürlük rüzgârları Berlin Duvarının şiddetli yıkılışından beri esiyor. Önce Berlin Duvarı yıkıldı peşinden de bölgedeki bütün sosyalist rejimler…

Evet, senden sonra birçok şey değişti. Bazıları seni sevindirecek, ama bazıları da bizi üzdüğü gibi şüphesiz seni de üzecek cinsten. Senin Müslümanlara yönelik narin ve ince duygularını, İslami ve insani değerler konusundaki hassasiyetini hiç unutmayacağım.

Taha, senin sevgili ülken Türkiye iyi yönde bir değişim içerisinde. Türkiye gerçek bir özgürlük atmosferini teneffüs ediyor. Türkiye bütün alanlarda gelişiyor. İslam ümmeti ve bölgedeki öncü rolünü geri alıyor… Türkiye’yi aralıklarla ziyaret eden ben bu değişimi hissediyorum. Bu değişimin dış etkilerini ise her kes görüyor. Türkiye dünyadaki birçok Müslüman için bir gurur kaynağı haline geldi. Türkiye, aleyhindeki bütün çabalara rağmen bölgenin atan damarı ve İslam ümmetinin umudu oldu. Bu şehadet yıldönümünde sana vereceğim güzel bir haberdir… Birkaç gün önce, İslamabad’da tanışmamızı sağladığın arkadaşlarınla İstanbul’da buluştum. O görüşmede seni hep aramızda hayal ettim. Sanki o mümtaz gülümsemeni bize atıyordun. Ve keskin bakışların konuşuyordu… Seni asla unutmayacağız. İnşallah cennette görüşmek üzere…

Necdet Meşe: ‘Bir ideal uğruna’

Sen içi içine sığmayan taşralı çocuk! Hayatına bir gecekondu mahallesinde Tekiner olarak başladığında seni tanıdım. Yoksulluklar ve yoksunluklar çizerdi hayatımızı. Ne hayal kurmak mümkündü o zamanlar, ne gelecek planları. Zira bizler şehrin yabancıları, şehrin garipleriydik! İstanbul gibi, neyi istersen ulaşabilme ihtimali olan bir şehirde yaşamak bile dindiremedi heyecanını. İslam’ı kavramak, onu Tevhidi bir dünya görüşü olarak ”asrın idrakine söyletmek” tek coşkun, tek idealin olmuştu.

Sen, her gencin hayali olan Üniversite kapılarına dayandığın zaman, gerçek hayalinin bu olmadığını anlayan çocuk! Bir ideal uğruna, üniversiteyi terk edip ülkeler aşırı gitmeyi göze aldığında tek hedefin vardı: İslam’ı kaynağından öğrenmek. İlim öğrenmek coşkusuyla Pakistan’a vardığında ise komşu ülke Afganistan’ın Ruslar tarafından işgaline seyirci kalamazdın. Nitekim öyle de oldu ve yıllarca Afgan cihadına katıldın. İslam’ı öğrenmek için gösterdiğin azim ve kâfire karşı savaşmak için ortaya koyduğun celadet, mükemmel şahsiyetinin bir yansımasıydı. Sen her zaman Müslümanların derdiyle yaralı çocuk! Bu sızıyla kıvranırken, dünyanın dört bir yanından kaç Müslümanla tanıştın… Ve her birinin kederli hikayesi ile kaç gece yüreğini dağladın, yastığına göz yaşları damlattın! Bilirim, o yüreğe dünyalar sığdırdığını! ”Bir savaşçıydı kalbin” ve ”sıran geldiğinde” gereğini yerine getirdin! Sen soğuk bir kış mevsiminde şehitler kervanına katılan çocuk! Sen gittiğinden beri hep ruhumuz üşümekte; geçmişimizle yüzleşmekten korkarak bir türlü bakamıyoruz aynalara! Bize bıraktığın ”dava”nın ağırlığı altında eziliyoruz, her gün hayat bizi bir yanımızdan eksiltiyor! Dün şehrin garipleriydik, bugün şehrin zenginleri olduk. Senden sonra o kadar dünyaya meylettik, eşyaya tamah ettik ki; inan kaybetmekten korktuğumuz çok şeyimiz var! Sen ey Muhammet Taha ismiyle vedalaştığım çocuk! Bilesin ki, artık ”kaybolan yanlarımızı” daha az konuşuyor, daha az arıyoruz! Çünkü gerçekten artık kaybedecek çok şeyimiz var. Sen yolunda can verdiğin ”bir ideal uğruna” unutulmayacaksın, ancak bu gidişle bizi ”sıramız geldiğinde” bir tanıyan bile çıkmayacak!

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık