Irkçılık niçin dünyanın en berbat yaklaşımıdır?

Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan köşesinde ırkçılığın gözlerden kaçan boyutlarını değerlendirdi. "Elbette ırkçılık ve her türden ötekileştirme, insanlığın sonunu getirecek bir pislik çukurudur. Bize düşen, o çukurdan olabildiğince uzak yaşamaktır." Yazı şu şekilde...

Irkçılık niçin dünyanın en berbat yaklaşımıdır?
  • 02 Şubat 2019, Cumartesi 17:00

Güya süper ligimizin ara transfer döneminin en hareketli takımı, zor günler yaşayan Ankaragücü idi. 12 futbolcu transfer edip 9 futbolcuyu da takımdan göndererek bir çeşit “hayatta kalma kumarı” oynayan Ankaragücü’nün güya süper ligimizde kalmayı başarıp başaramayacağını sezon sonunda hep birlikte göreceğiz. Elbette bütün kalbimle istiyorum takımımın ligde kalmasını.

Ankaragücü’nün ara transferde imza attırdığı oyunculardan biri de yaptığı ilk açıklamada “Müslüman bir ülkeye transfer olduğum için çok mutluyum” diyen Çeçen oyuncu Zaur Sadayev’di. Sosyal medyada ismini görünce hemen hatırladım tabii Sadayev’i ve onun yarım sezonluk İsrail macerasını anlatan Maya Zinshtein imzalı “Daima Saf” belgeselini.

“Belgesel” diyorum ama işin içinde Çeçen bir diktatör, kara para aklayan bir Rus oligark, İsrail’in en ırkçı taraftar grubu La Familia, hatta Siyonist Liebermann falan olunca “gerilim filmi”nden başka bir isimlendirme doğru olmaz.

Mesele şu: 1936 yılında Kudüs’te kurulan Beitar takımının taraftarları alabildiğine ırkçı, alabildiğine faşisttirler ve bununla da övünürler.

Beitar’ın sahibi ise Arcadi Gaydamak isminde milyarder bir Rus oligarktır. Çeçenistan başkanı Kadirov ile aralarında “ilginç” olarak tanımlanabilecek bir iş ilişkisi olan Gaydamak, 2012-2013 sezonunun devre arasında önce takımı bir hazırlık maçı oynamak için Çeçenistan’a götürür. Maçın hemen ardından da Terek Grozny’den iki Çeçen ve doğal olarak Müslüman oyuncu transfer eder Beitar’a. Bu transferler, Kadirov için bir çeşit halkla ilişkiler kampanyası, bir çeşit “İsrail ile sıcak ilişkiler kurma” meselesidir. Kara para aklamak suçundan kesinleşmiş hapis cezası olan Gaydamak ise Kadirov ile geliştirdiği iş ilişkilerini daha da derinleştirmeyi planlamıştır bu transferlerle.

Olansa, Beitar’a transfer olan iki Çeçen futbolcuya, Cebrail Kadiyev ve Zaur Sadayev’e olmuştur. Çünkü söz konusu siyaset ve servet ilişkisi olduğunda insanın bir değeri de bir hükmü de kalmaz.

Tabiri caizse “ırkçılık niçin dünyanın en berbat yaklaşımıdır?” sorusuna verilmiş bir cevaba dönüşür iki Çeçen’in zorlu geçen Beitar macerası.

Önce tribün protestoları ile başlar tacizler. Ardından, saha kenarında ısınan Cebrail’e tokat atılır bir Siyonist taraftar tarafından. Sadayev’in Beitar için attığı ilk golde takımın ırkçı taraftar grubu La Familia stadı terk eder. Daha sonra bu tepki kitleselleşir ve Beitar tribünlerine taraftar gelmemeye başlar. Tepkiler çığ gibi büyürken Beitar’ın La Familia’dan gelen defans oyuncusu Ofir Kriaf isimli Siyonist faşist, Cebrail ve Zaur’u iyice hedef haline getirecek bir sosyal medya paylaşımı yapar.

Olaylar hızla gelişir ve iş, bir gece Beitar taraftarlarının kulüp binasını kundaklamasına kadar ilerler. Bütün bina kül olur bu saldırıda.

Tabii ki bu olaylar olunca Beitar’ın ligdeki durumu tepe taklak olur ve düşmeme mücadelesi vermeye başlarlar. Talihe bakınız ki son maçlara gelindiğinde düşmemek için İsrail liginde top oynayan tek Arap takımı olan Saknin’den puan almak zorundadır Beitar.

Maç Saknin’in maçlarını yaptığı Doha stadındadır ve yer gök “kanım canım sana feda ey Aksa!” sloganları ile inlemektedir. Sadayev bu maça ilk on birde başlar. Bunu asla ispatlayamam elbette ama bence “Beitar düşsün diye” kırmızı kart görür maçta. Fakat Beitar istediği puanı alıp ligde kalır.

Maç çıkışı kimseyle vedalaşmadan doğruca havalimanına giderek ülkesine dönen Sadayev’in çantasında bir Kur’an-ı Kerim vardır. O günkü maçtan sonra Saknin taraftarları ona bir Kur’an hediye etmişlerdir çünkü.

Sadayev ve Kadiyev transferleri Gaydamak’a pahalıya patlar. Takımı bedelsiz olarak birilerine devredip İsrail’i terk etmek zorunda kalır. Sadayev ise sonraki 5 sezon boyunca Polonya’da top oynadıktan sonra memleketine döner. Bu sezon da devre arasında Ankaragücü’ne transfer olur.

Yaşadığı onca şeyden sonra Sadayev’in kurduğu “Müslüman bir ülkeye geldiğim için mutluyum” cümlesinin açılımı tam olarak şudur bana kalırsa: “İnsana, sadece var olduğu için düşmanlık etmeyecek insanların yaşadığı bir ülkeye geldiğim için mutluyum.”

Benim Sadayev’in öyküsünden öğrendiğim ise şudur: Siyasetin servetle kurduğu kirli ilişki insanların hayatını mahvetmekten asla çekinmez. Ve elbette ırkçılık ve her türden ötekileştirme, insanlığın sonunu getirecek bir pislik çukurudur. Bize düşen, o çukurdan olabildiğince uzak yaşamaktır.

Unutmadan: Ankaragücü umarım düşmez ve umarım Sadayev takıma doğrudan katkı sağlayarak kalbimize taht kurar.

Kaynak: Yeni Şafak

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık