Eğitimde ön yargılarımız ve kalıplarımız

Gazete Habertürk yazarı tarihçi Murat Bardakçı, ülke gündemini sarsan araştırma görevlisi cinayetine farklı bir açıdan bakıyor. Akademik eğitimin hem kültürel hem de toplumsal olarak bir baskıya dönüştüğü ve eğitimin yaygınlaşıp vasıfsızlaştığı günümüzde, bu dayatmalar farklı sonuçlara neden oluyor. Bardakçı'nın yazısı şu şekilde...

Eğitimde ön yargılarımız ve kalıplarımız
  • 07 Ocak 2019, Pazartesi 17:00

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin öğrencilerinden Hasan İsmail H., kendisini imtihanda kopya çekerken yakalayıp zabıt tutan araştırma görevlisi Ceren Damar’ı önce bıçakladı, sonra da babasının beylik tabancası ile vurup katletti...

Cinayet hakkında ortaya türlü türlü fikirler atıldı, meselâ Fatih Altaylı konuyu haklı olarak “Kurtlar Vadisi” seyrederek büyümüş nesle bağladı ve “Olacağı buydu, oldu” dedi.

Hadisenin üzerinde pek durulmayan bir tarafı daha var: Cinayeti işlemesinden önce intiharı düşünen, hattâ bir de mektup hazırladığı iddia edilen katil zanlısının mektupta geçen “Beni bunu yapmaya mecbur bıraktılar. Dersler çok ağır, bir kitap 500 sayfa. Siz hiç kopya çekmediniz mi? Beni bunu yapmaya mecbur bıraktılar” şeklindeki ifadeleri…

Vahametin farkında mısınız? 500 sayfalık bir kitap artık bazı kişilerin akıl sağlığını bozmakta, okuma mecburiyeti cinayet sebebi olmakta ve insanları katil yapmaktadır!

Bugün bu hacimdeki bir ders kitabını eziyet gibi gören öğrenci İstanbul Hukuk Fakültesi’nde 40’lı ve 50’li senelerde Sıddık Sami, Hıfzı Veldet yahut Tahir Taner gibi hocaların okuttukları herbiri bin küsur sayfa olan ders kitaplarını hıfzetme mecburiyetinde kalmış olsa idi herhalde katliam yapardı!

Meselenin esası, gençlerin, hattâ öğrencilerin artık kitaba tahammül gösterememeleridir! 500 sayfalık kitap gence ağır geliyor, meslek sahibi olmanın şartının birçok kitabı ardarda hatmetmekten geçtiğini düşünmüyor; işin kolayına kaçmayı, yani kopya çekmeyi tercih ediyor ve yakalanınca da yakalayan hocanın gidip canını alıveriyor!

Katil zanlısının bunu yapmasında hem kendisinin hem de çevresinin “Kurtlar Vadisi” neslinden olmalarının etkisi tabii ki vardır ama işin bu noktaya gelmesinde üniversite sistemindeki aksaklıkların rolü de büyüktür. Bakkal dükkânı açar gibi dört bir tarafta üniversite kurulur, özellikle de özel üniversitelerden bazıları “parayı veren düdüğü çalar” kafası ile meslek edinmek isteyenleri değil de her önüne geleni ücretini ödemesi şartıyla öğrenci diye alır, üstelik üniversiteyi şirket kafası ile idare edip promosyon, taksit, tenzilât, burs vesaire gibi teşvikler sunup dururlarsa işin sonu bu olur! Öğrenci ders kitabını okumayı zül, kopya çekmeyi de hak görür ve buna müsaade etmeyen hocayı canından eder!

Türkiye’deki hukuk fakültelerinin adedi bugün hayli yüksek, devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri bünyesinde 84 adet hukuk fakültesi var. Bu fakültelerde eğitim bakımından nasıl dağlar kadar kalite farkı bulunduğunu da 2019-2020 öğretim yılında öğrenci alınırken uygulanan taban puanlar zaten açık şekilde gösteriyor: En yüksek puan 530, en düşüğü ise 299; yani doğru dürüst bir üniversitenin hukuk fakültesine girebilmek ciddî puan alabilmeyi gerektiriyor, bazı özel üniversiteler de bunu beceremeyenlerin emrine âmâde vaziyette bekliyorlar!

Kalite farkı sadece hukukta değil, diğer branşlarda da mevcut ve üniversiteye girecek olan öğrenciden istenen taban puanların en yükseği ile en düşüğü arasında hayli fark var. Meselâ, 2019’da matematikteki en yüksek puan 518 iken en düşük puan 225; tarihte 487 ile 217, Türk Dili ve Edebiyatı’nda 441 ile 217, makine mühendisliğinde de 528 ile 248 arasında.

Sistemin böyle işlemesi ile beraber bazı özel üniversitelerin de öğrenciyi meslek sahibi değil diploma sahibi yapmayı hedef edinmiş olmaları sayesinde, 500 sayfalık ders kitabını kâbus gibi görenler bile bir yerlere kaydolabiliyor, hattâ kendilerine hukuk gibi gayet ciddî çalışma gerektiren bölümlerde de yer bulabiliyorlar ve netice ortada!

Şiddetin her yerde hüküm süreceği bir toplum olma yolunda sür’atle ilerliyoruz. Veliler çocuklarının öğretmenlerini dövüyor, hasta yakınları doktorları vuruyor, kadınlar katlediliyor, hattâ henüz çocuk yaşındakiler bile cinayet işleyebiliyor ve nihayet bir üniversite öğrencisi hocasını önce bıçaklıyor ama yaptığı yetmiyormuş gibi silâhla vurup katlediyor!

Endişe verici bu gidişatın ardından okullarda, kafelerde yahut başka sosyal alanlarda Amerika’da eline makineli tüfeği alanın etrafı taraması gibi sık sık yaşanan toplu katliamlar meydana geldiği takdirde hiç şaşırmayalım!

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor

BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

yukarı çık